Zulmün Artsın!
-Doktor Karen’ın XYZ sigorta şirketiyle anlaşması var mı?
-Bir dakika bakmam lazım... Evet var!
-Tamam o zaman ödemede bir sorun olmaz
-Onu bilemem
-Nasıl ya? Siz doktorun mali sekreteri değil misiniz?
-Evet!
-E tamam işte, muayenehaneden sizin numaranızı verdiler, sizi arayıp ödemenin yapılıp yapılamayacağını öğrenmek için anlaşma olup olmadığını sormamı istediler
-Tamam anlaşma var
-E tamam o zaman sorun olmaz
-Onu bilemem
-Yav nasıl bilemezsiniz, doktorun mali sekreteri siz değil misiniz?
-Evet benim
-E siz bilmezseniz kim bilecek, bana bu konuda yardım edebilecek başka birisi mi var?
-Bakın beyefendi, ben size yardım ediyorum zaten, soru sordunuz yanıtladım, anlaşma var mı dediniz var dedim.
-Hanımefendi, saptırmayın. Ben o soruyu neden soruyorum? Ödemenin yapılıp yapılmayacağını öğrenmek için. Ben bu soruyu entelektüel bi merakla sormuyorum, sorarken bir amacım var. Hiç sırf meraktan doktorun anlaşmasını soran bir hastanız oldu mu?
-Ben de cevap veriyorum.
-Hayır, vermiyorsunuz. Mekanik davranıyorsunuz. Mekanik bir cevap veriyorsunuz. Sorumun amacını bildiğiniz halde mekanik bir cevap veriyorsunuz. Bana ne doktorun anlaşmasının olup olmamasından. Sırf bu bilginin kendisi benim ne işime yarayacak. Ben ne diye durup dururken sizi arayıp da bunu sorayım. Manyak mıyım ben? Sorarken bir amacım var. Ama siz onu bilmiyormuş gibi yapıyor, müşteri hizmetleri hatlarının ses tanıma programları gibi davranıyorsunuz.
-Bakın beyefendi ben size cevap verdim.
-Tamam. Sizinle iletişim kurmanın imkanı yok. Size iyi şanslar. (Good luck!)
***
Burnumdan soluyarak çalışma odama girdim. Odayı paylaştığımız İranlı arkadaşım “ne oldu?” dedi. Bu çocuk çok iyi bir çocuk. Van’da deprem oluyor, benden daha ilgili davranıyor. O yüzden başımdan savamam. Fakat benim burada asıl neye sinir olduğumu İngilizce anlatabilmem imkansız. Yani anlatırım da onda birini yansıtır.
-Kalemin var mı? dedim yanıt olarak. Hemen uzattı.
-Hah!... dedim. İşte telefondaki kıza “kalemin var mı diyorum?”, o da yanıt olarak “var!” diyor.
Başladı kahkahayla gülmeye.
***
13 yaşındaki bir kız çocuğu 26 kişiyle cinsel ilişkiye giriyor, muhtemelen para karşılığı satılıyor. Mahkemede ne olduğunu herkes biliyor. Bu kız çocuğunun bu işi kendi rızasıyla yaptığını gerekçe göstererek gelecekte benzer bir şeyi yapacakları teşvik edecek nitelikte ödül gibi cezalar veriyor.
Nereden başlamalı bilmem. Bir kaç şeyden bahsedeceğim ama hiç biri asıl neden değil bu yazıyı yazdıran.
İlk olarak 13 yaşındaki bir çocuğun bu eylemi kendi isteğiyle yaptığı nasıl tespit edildi?
Diyelim edildi: 13 yaşındaki bir çocuğun “kendi rızası” nedir? Mesela bu küçük kız, “olsun, en azından karnım doyuyor, başımı sokacak bi yerim var” diye düşünmüş olsa hakem kollarını iki yana açıp atak yapan takımın yönünde koşmayı sürdürerek “Devam!” mı diyecek?
Mesela ailesinden sürekli şiddet gören bir çocuğu (çocuk “kendi rızası”yla “olsun onlar benim annem babam, döver de sever de” demesine rağmen) “yok çocuğum, o iş öyle değil” deyip almıyor mu ailenin elinden çağdaş ülkelerdeki yetkililer.
Cezanın mesela alt sınırdan verilmesinin bir açıklaması var mı?
Yargıcın takdir hakkı diye bir şey yok muydu?
Ogün Samast cinayet işlerken çocuk, Garipoğlu kurbanını keserken bir kısa pantolonlu, vefakat 13 yaşındaki kız çocuğu 26 yetişkin erkeğe satılırken ne yaptığını bilen bir fahişe öyle mi?
***
Bunların hepsi önemli sorular.
Ama asıl sefalet bir takım hukuk erbabının (kararı veren yerel mahkeme ve yorumlayan diğer hukukçuların) yaptığı yorumlarda . Herkes kararı okumadan konuşuyormuş, asıl kararı veren mahkemenin üyeleri mağdurmuş, yasaları bilmeden atıp tutuyormuşuz...
Yargı başka bir dünyada yaşıyor. Haklılıklarını kağıt üzerindeki üç-beş cümleye dayandırıp açıklamaya çalışıyorlar. Ne kadar aciz bir tutum.
Ünlü fizikçi Richard Feynman’ın bir sözü var: “It doesn't matter how beautiful your theory is, it doesn't matter how smart you are. If it doesn't agree with experiment, it's wrong.”
“Ne kadar güzel bir teorinizin olduğu ya da ne kadar zeki olduğunuzun kıymeti yoktur. Eğer teoriniz deney sonuçlarıyla uyuşmuyorsa, yanlıştır”
Yasalarda ne yazdığı, içtihatın ne olduğunun bir kıymeti yok. Bu karar akla, vicdana, bu dünyanın gerçeğine uymuyor. Yani yanlış.
Siz dilediğiniz kadar elden ele o zevksiz ciltli kitaplarınızı, köşelerine kıvrılmış makalelerinizi, üstü fosforlu kalemle çizilmiş metinleri dolaştırın. Yine yanlış.
Biz “kaleminiz var mı?” diyoruz.
“Var!” diyorsunuz.
Yanlış!
Vicdanınız var mı?
İlgili başka yazı bulunamadı.



