Obez değil... Düpedüz şişko işte!
"Şu anda Türkiye'de her üç kişiden biri obez. Şişman mı şişko mu diyelim. Bence şişko demek daha doğru çünkü kolay kabullenemiyoruz"* deyince Sağlık Bakanı ne kadar hümanist, solcu, ilerici, devrimci ve demokrat varsa, kırk yılda bir doğru bir laf etmiş bu adamcağızı eleştirdi.
Ferhan Şensoy'un Beyoğlu'ndaki Ses-1885 Tiyatrosu'nda bir oyuna gidince, oyun başlamadan önce "Tiyatro Adabı" konulu bir anons yapılıyor.** O anonsun bir yerinde diyor ki : "Cep telefonlarınızı kapatın. Dikkat ederseniz lütfen demiyoruz. Lütfen deyince kimse üstüne almıyor." İş obeziteye gelince durum aynen böyle işte. Obezite deyince kimse üstüne almıyor: Öğleden sonra kadın programına katılarak telef olma pahasına oraya gelmiş uzman ekrandan "yapmayın, etmeyin" derken, kahkaha atınca göbeği "Bestami" misali oynayan ayşe teyze masadaki kekten koca bir dilim alarak tereyağlı pilavın bir başka lezzetli olduğunu anlatmaya devam ediyor. Ya biz kime diyoruz. Lütfen diyoruz, üzerinize almıyorsunuz.
O zaman şişko!
Ha rencide oldunuz. İyi de ben size şişko deyince vücudunuzda bir gram artma olmadı. Obezken neyseniz, şişkoyken de osunuz. Ama nedense rencide oluyorsunuz.
Aslında siz de haklısınız.
Bu obez kelimesi günlük yaşamımıza Amerikan Kültürü (if any) sayesinde girmiş olabilir. Çünkü mesela kimse osteoporoz problemim var falan demez. Doğrudan bende kemik erimesi varmış der. İş şişmanlığa gelince birden obez oluveriyoruz.
Kişi sanki miyop olmuş, romatizması varmış gibi bir hava oluşuyor.
Üstü örtülüyor.
Lakin şişmanlık / şişko dense işler değişecek. Algı farklı olacak. Çünkü bizde şişmanlık normal karşılanmaz. Mesela terzilerde ya da belli başlı yerlerde "büyük beden" bulunur. İETT'de işe başlasanız, o beden bulunmayacağından bir süre beklersiniz.
Amerika'da öyle mi ya! "Big&Tall" diye marka var mesela! Çadır kadar büyük gömlek-mont üretiyor. Hangi işe girerseniz girin tenis sahasının üstünü örtecek kadar olan iş kıyafetiniz hazır. Gece yarısı korse reklamları var. Amerikan Ulusal İlaç dairesine zayıflama hapının üretimine neden izin vermediniz diye kızan lobiler var. Şişmanlık vaka-i adiden yani.
Oysa ki şişmanlık çok ciddi bir problem. Diyabet (tip-2) teşhisi konanların yüzde 80'inden fazlası obez. Bununda ötesinde şişmanlık tansiyonu, kolesterolü, kalp hastalıklarını da tetikleyerek "all-in-one" bir hastalığın önünü açıyor: Metabolik sendrom. Merdiven çıkamayan, çıksa nefesi tıkanıp başı dönen, yemeklerden sonra sürekli uyuklayan insanlar yaratıyor.
Ülkemizde yaklaşık olarak kadınların yüzde 40'ı erkeklerin yüzde 25'i obez.
Durum bu kadar ciddiyken gösterilen bu hassasiyet gerçek ötesi film senaryolarında olur.
Bir sene önce Orman Müdürlüğü'nde görevli bir kaç işçi ve yönetici NTV Haber'in röportajlarında ağlamaklı konuşup mağduriyetlerini dile getiriyorlar. Koca koca adamlar hepsi de. İncinmişler, üzülmüşler.
Sebep?
"Aman Ormancı" türküsü ormancıları yanlış tanıtıp kendileri hakkında insanlarda önyargı yaratıyormuş. Aslında onlar cefakarca...
"Şişko" konusunda gösterilen hassasiyet de bence bu kadar gerçek üstü.
Enerjimizi, zamanımızı şişmanlıkla mücadele için harcayalım. Şişmanları kader kurbanı gibi gösterip, şişko demeyelim obez diyelim demeye değil.
Gelecek haftaya değin ithal Çin susamıyla yapılan uyduruk İstanbul simitlerinin azalması dileğiyle.
Yazının ücretsiz eki:
*Sağlık Bakanı "Ben O'na demedim, moderatöre dedim" dedi de herşey normale döndü.Yoksa bu hükümetin bir bakanıyla aynı görüşte olacaktım mazallah. Zaten böyle bir çıkış da beklenmezdi. Söylenen geriye alındı, doğada yine herşey dengesini buldu.
**Zamanında Muhsin Ertuğrul da benzeri birşeyi kitapçık bastırarak yapmış. Ama oradaki uyarılar daha farklı. Tiyatroya zamanında gelinmesi, uygun giyinilmesi vb. anlatılıyor. İnsan okuyunca utanmıyor. Bu kitapçıktan bir sayfanın tıpkı basımı Altan Öymen'in Bir Dönem Bir Çocuk ya da Değişim Yılları kitaplarından birinde var. Ki eminim herkes çok merak ediyordur.
ekleme ve özür (12 Nisan 2011): Şişmanlık süregelen bir hastalığın sonucu olarak ya da düzenli olarak kullanılan bir ilacın yan etkisi olarak da gelişebilir. Bu durumlar -yazardan icazet almaya gerek olmasa da- bu yazının kapsamı dışındadır. Bununla birlikte bu ayrımın açıkça belirtilmesi gerekirdi. Yazıda bu ayrımı açıkça belirtmediğimden okurlarımızdan incinmiş olanlar olabilir. Kendilerinden özür dilerim.
Bu istisna dışında dediğim dediktir : Ben moderatöre demedim, bizzat O'na dedim!
İlgili başka yazı bulunamadı.



