İnter­net mi? Bir Daha Düşünün

30 Nisan 2010, Cuma
Çeviren: Yasin Kokarca

Evgeny Moro­zov / Fore­ign Policy / Mayıs-Haziran 2010

"İnter­net, yararlı bir güç olageldi"

Hayır. İnter­ne­tin emek­leme aşa­ma­sında olduğu gün­lerde bek­len­ti­le­ri­miz yük­sekti. Baş­lan­gı­cın­daki her aşk hikâ­yesi gibi, bul­du­ğu­muz bu yeni arzu nes­ne­si­nin dün­yayı değiş­ti­re­bi­le­ce­ğine inan­mak iste­miş­tik. İnter­net­ten, hoş­gö­rüyü güç­len­di­recek, mili­yet­çi­liği yok edecek ve dün­yayı bir­bi­riyle bağ­lan­tıda olan büyük bir küre­sel köye dönüş­tü­recek bir araç ola­rak övgüyle bah­se­di­li­yordu. Est­her Dyson ve Alvin Toffler'ın başını çektiği bir grup 1994'te "Bilgi Çağı'nın Magna Kar­tası" adı bir mani­festo kaleme aldı­lar. Mani­fes­toda bir­bir­le­riyle coğ­rafi anlamda değil de pay­la­şı­lan ortak değer­ler üzerin­den "elekt­ro­nik komşuluklar"ın çağı­nın baş­la­ya­cağı yazı­lıydı. MIT MediaLab'ın o zamanki baş­kanı Nic­ho­las Neg­ro­ponte, 1997'de inter­ne­tin ülke­ler ara­sın­daki sınır­ları yok ede­ce­ğini ve dünya barışı için yeni bir çağın müj­de­cisi ola­ca­ğını öngörmüştü.

Aslında, bil­di­ği­miz anla­mıyla inter­net onyıl­lar­dır ortada ve değiş­ti­rici gücü de yad­sı­na­maz. İnter­net üzerinde sunu­lan mal ve hiz­met­le­rin sayısı ina­nıl­maz. Sınır­la­rın ötesiyle haber­leş­mek her zaman­kin­den daha kolay. Skype gibi pahalı olma­yan araç­lar ast­ro­no­mil ulus­la­ra­rası tele­fon fatu­ra­la­rı­nın yerini alır­ken, Google Çeviri hiz­meti kul­la­nı­cı­lara İspan­yolca, Man­da­rin, Malta dili ve 40'ı aşkın dilde yazıl­mış say­fa­ları gezinme imkânı tanı­yor. Ancak önceki nesil­le­rin ne teleg­ra­fın ne de rad­yo­nun dün­yayı değiş­tirme vaat­le­rini ger­çek­leş­ti­re­bil­me­sine kır­gın olma­ları gibi biz de inter­net­ten bes­le­nen küre­sel bir barış, aşk ve özgür­lük göremedik.

Pek de göre­me­ye­ce­ğiz gibi. İnter­ne­tin teş­vik ettiği bir­çok ulus­la­ra­rası örgüt, bil­di­ği­miz dün­yayı iyi­leş­ti­re­ce­ğine kötü­leş­tirdi. Nesli teh­dit altın­daki hay­van­la­rın yasa­dışı tica­re­tini engel­leme mak­sa­dıyla düzen­le­nen bir top­lan­tıda, koruma altın­daki canlı tür­le­ri­nin küre­sel tica­re­tin­deki artı­şın tek sorum­lu­su­nun inter­net olduğu dile geti­rildi. Günü­müzde inter­net, Sırbistan'daki homo­fo­bik eylem­ci­le­rin eşcin­sel hak­la­rına karşı örgüt­len­mek için Facebook'a baş­vur­duk­ları ve Suudi Arabistan'daki muha­fa­za­kâr­la­rın İffe­tin Yücel­til­mesi ve Ahlak­sız­lı­ğın Önlen­mesi Komitesi'nin sanal eşde­ğer­le­rini kur­duk­ları bir yer oldu.

Maale­sef, bir­bi­riyle bağ­lan­tılı bir dünya, doğal ola­rak daha ada­letli bir dünya anla­mına gelmiyor.

Doğu Alman­ya­lı­lar 1989'da his­le­rini twit­li­yor olsa­lardı, muha­le­feti sus­tur­mak için Stasi'nin ne yapa­bi­le­ce­ğini kim kestirebilirdi?

"Twit­ter dik­ta­tör­leri zayıflatacak"

Yan­lış. Hükü­met­leri tweet'ler değil insan­lar devi­rir. Şimdiye kadar öğren­di­ği­miz bir şey varsa o da sos­yal pay­la­şım site­le­ri­nin oto­ri­ter rejim­lerde faali­yet gös­te­ren eylem­ci­lere yararlı ola­bi­le­ceği kadar zarar da vere­bi­le­ceği. Günü­mü­zün hızla yük­se­len sanal eylem­le­ri­nin önder­leri, Twit­ter, Flickr, YouTube gibi online hiz­met­le­rin eski­den dev­let tara­fın­dan çok sıkı bir şekilde kont­rol edi­len bil­gi­leri yay­mayı gayet kolay­laş­tır­dı­ğına işa­ret etmekte.

Ancak daha çok bil­gi­nin var­lığı, yan­lışı doğ­ruya çevirme gücü­nün art­tı­ğını mı gös­te­ri­yor? Tam ola­rak değil. Sos­yal pay­la­şım site­le­rinde dola­şan insan hak­ları ihlal­leri fotoğ­raf­ları nede­niyle ne İran'daki ne de Burma'daki rejim çözüldü. Bila­kis İran makam­ları inter­net­ten yarar­lan­maya, en az yeşile bürün­müş muha­lif­leri kadar heves­liy­di­ler. Geçen yıl Tahran'daki pro­tes­to­la­rın ardın­dan İran makam­ları gös­te­ri­lerde çeki­len fotoğ­raf­la­rın yayım­lan­dığı bir inter­net sitesi aça­rak, halk­tan, asi pro­tes­to­cu­la­rın kim­lik­le­rini belir­le­meye yar­dımcı olma­sını istedi. Pro­tes­to­cu­la­rın ve onla­rın Batılı sem­pa­ti­zan­la­rı­nın Flickr ve YouTube'a ekle­dik­leri resim­ler ve vide­olar saye­sinde İran gizli poli­si­nin geniş bir kanıt dos­yası oldu. Başa­rılı bir dev­rim için gerekli güven­liği ne Twit­ter ne de Face­book sağ­la­ya­bi­lir. Hatta bun­lar, oto­ri­ter rejim­leri için bir uyarı işa­reti işlevi bile göre­bi­lir. Doğu Alman­ya­lı­lar 1989'da his­le­rini twit­li­yor olsa­lardı, muha­le­feti sus­tur­mak için Stasi'nin ne yapa­bi­le­ce­ğini kim kestirebilirdi?

Twit­ter ve Face­book kısmî zafer­lere yar­dımcı olmuş olsa­lar bile, bir kumar­baz aynı kağıda iki kez oynan­ma­ya­ca­ğını bilir. Takipçi/taklitçi kam­pan­ya­la­rın çoğun­lukla başa­rı­sız olma­sı­nın Facebook'la ya da Twitter'la ne kadar az ilgisi varsa, siyasi bir hare­keti oluş­tur­mak ve devam etti­re­bil­mekle de o kadar çok ilgisi var. Hay­ran­ları, inter­ne­tin örgüt­len­meyi kolay­laş­tır­dı­ğını savu­nu­yor. Ancak bu yal­nızca kıs­men doğru. İnter­net üzerinde örgüt­len­mek­ten tam verim almak için hedef­le­rini, hiye­rar­şi­sini ve çalışma yön­tem­le­rini açıkça belir­le­miş, disip­linli bir hare­kete ihti­yaç var (Barack Obama'nın seçim kam­pan­yası gibi). Ancak bir siyasi hare­ket düzen­siz ve dik­ka­tini bir nok­tada top­la­ya­ma­mış ise, inter­net olsa olsa bu hare­ke­tin savun­ma­sız yön­le­rini açığa çıkara­cak­tır. İran'daki yeşil hare­ket gibi.

"Google inter­net özgür­lü­ğünü savunmaktadır."

Sadece işine gel­di­ğinde. İnsan hak­ları örgüt­leri For­tune 500 lis­te­sin­deki en beğen­dik­leri şirketi seçecek olsa­lar, inter­nette arama sek­tö­ründe dünya lideri olan ve dünya hari­ta­la­rın­dan sos­yal pay­la­şıma kadar bir çok yeni eği­lime yön veren Google en gözde aday olurdu. Çin hükü­me­ti­nin san­sür talep­le­rini kına­ya­rak Çince arama moto­runu Hong Kong'a kay­dı­ran Google, Gmail e-posta hiz­me­tini kul­la­nan Çinli muha­lif­le­rin kim­lik­le­rini koru­mak için elin­den gelen tüm gay­reti gös­te­re­ce­ğine de söz vere­rek Batılı ülke­le­rin çoğun­dan alkış topladı.

Oysa Google'ın diğer tüm şirket­ler gibi, bir takım yüce ide­al­ler uğruna çalı­şan değil, kâr amacı güden bir kuru­luş oldu­ğunu hatır­la­makta fayda var. Şirket Çin'e inter­net özgür­lüğü şarkı­sını yay­mak için değil, dün­ya­nın en büyük online paza­rında rek­lam yayın­la­ya­bil­mek için gir­mişti. Arama sonuç­la­rını san­sür­le­meyi kabul etme­sin­den yal­nızca dört yıl sonra, bu uygu­la­ma­dan vaz­geç­ti­ğini söy­ledi. Çinli tüke­ti­ci­ler ara­sında daha sağ­lam temel­ler atmış olsaydı, Pekin'e mey­dan okuma kara­rı­nın çok daha zor ola­ca­ğın­dan kim­se­nin kuş­kusu var mı?

Google bazen ger­çek­ten de ilkeli çalı­şı­yor. Geçen yaz Rusya'dan kay­nak­lan­dığı tah­min edi­len siber sal­dı­rı­lara maruz kalan Gürcistan'lı bir blogcu olan Cyxymu'yu koru­mak için sesini yük­selt­mişti. Ancak Tayland'daki inter­net filt­re­leme işlemi, Hin­dis­tan paza­rını kay­bet­me­mek için hevesle uygu­la­dığı iddia edi­len oto­san­sür meka­niz­ması Google'a atfe­di­len inter­nette özgür­lü­ğün savu­nu­cusu olma paye­sini anlam­sız­laş­tı­rı­yor. Google'ın inter­nette özgür­lüğü savun­ması sonuçta fay­dacı ilke­ler üzerine kuru­lan bir duruş. Her durumda başka kural­lar uygu­la­nı­yor gibi. Google'ın yeni bir Radio Free Europe (Özgür Avrupa Rad­yosu) olma­sını bek­le­mek saf­lık olur.

Oku­du­ğu­muz haber­ler bile artık seçil­miş kay­nak­lar­dan, örne­ğin Facebook'taki arka­daş­la­rı­mız­dan geliyor.

"İnter­net, hükü­met­leri hesap ver­meye zorluyor."

Her zaman değil. Atlantik'in her iki yanın­dan bir çok inter­net hay­ranı, daha önce siyasi tar­tış­ma­lara kayıt­sız olmakla bir­likte şimdi hevesle hükü­me­tin izini sürme müca­de­le­sine katıl­dı­lar ve gece gün­düz deme­den kamuya ilan edi­len veri­leri sayı­sal­laş­tır­maya ve bun­ları online veri­ta­ban­la­rına aktar­maya baş­la­dı­lar. İngil­tere mah­reçli TheyWorkforYou'dan Kenya mah­reçli Mzalendo'ya ve ABD mah­reçli MAPLight.org gibi Sun­light Vakfı ile iliş­kili bir­çok proje ve bağım­sız inter­net site­sine kadar bir çok kuru­luş mec­lis çalış­ma­la­rını takip etmeye baş­ladı. Bun­lar­dan bazı­la­rında mil­let­ve­kil­le­ri­nin oylama kayıt­ları ile seçim kam­pan­ya­sın­daki vaat­le­rini kar­şı­laş­tır­mak bile mümkün.

Ancak bunca emek daha iyi ve daha dürüst bir siya­sete mi yol açtı? Sonuç­lar oldukça kar­ma­şık. Daha açık ve katı­lımcı bir siya­se­tin önün­deki en büyük enge­lin tek­no­lo­jik eksik­lik­ler değil, yer­le­şik siyasi ve kurum­sal pato­lo­ji­ler oldu­ğunu en ide­alist tek­no­loji düş­kün­leri bile anla­maya başladı.

Tek­no­loji, kapalı rejim­ler­den daha fazla bilgi kopar­maya yet­mi­yor; yal­nızca varo­lan bil­giye eri­şe­bi­len insan­la­rın sayı­sını artı­rı­yor. Hangi bil­gi­le­rin kamuya açık­la­na­ca­ğında en büyük tesir hâlâ hükü­met­le­rin elinde. Ken­dini "şeffaf hükümet"in savu­nu­cusu ola­rak ilan eden Obama yöne­ti­mi­nin bile, pet­rol ve gaz kont­rat­ları gibi has­sas bil­gi­ler saklı tuta­rak, at popü­las­yonu ve ağıl sayısı gibi bil­gi­leri açık­lı­yor olması şeffaf­lık örgüt­le­ri­nin eleş­ti­ri­le­rine maruz kal­ma­sına neden oluyor.

Kaldı ki, veri­ler en ayrın­tılı şekilde açık­lansa bile, bu siya­se­tin düzel­ti­le­ceği anla­mına gel­mi­yor. Bilgi, şeffaf­lık ve hesap vere­bi­lir­lik ara­sında anlamlı iliş­ki­ler kur­mak, veri tab­lo­la­rını düzen­le­mek­ten daha faz­la­sını gerek­ti­ri­yor. Sağ­lıklı demok­ra­tik kurum­lar ve etkin bir kuv­vet­ler ayrı­lığı oluş­tur­mak gere­ki­yor. İnter­net bun­lara ancak bir ölçüde yar­dımcı ola­bi­lir. Çoğun­lukla eksik olan bil­gi­nin nice­liği değil siyasi iradedir.

"İnter­net siya­sete katı­lımı artırıyor."

Siya­sete katı­lı­mın tanı­mına bağlı. İnter­net, fikir alış­ve­ri­şinde bulun­mak için elbette yeni kanal­lar açtı. Ancak bunun küre­sel bir çekim gücü yara­tıp yarat­ma­ya­ca­ğını, ve demok­rasi pra­ti­ğine güç verip ver­me­ye­ce­ğini henüz bil­mi­yo­ruz. Kimi­leri top­lum­sal katı­lı­mın art­tı­ğını söy­ler­ken kimi­leri de derin­lik­siz, odak­sız, ve gev­şek siyasi kam­pan­ya­la­rın, yani tem­bel­li­ğin art­tı­ğını söy­lü­yor. Ve bir grup, Estonya'nın 2011'de cep tele­fo­nun­dan kısa mesaj yoluyla oy kul­lan­ması planı gibi top­lum­sal katı­lımı artır­maya yöne­lik kam­pan­ya­ları alkış­lar­ken; benim de içinde bulun­du­ğum diğer bir grup ise boş insan­la­rın siyasi süreç­leri gör­mez­den gel­me­si­nin nede­ni­nin, iki ya da dört yılda bir san­dık başına gitme kül­feti olup olma­dığı konu­sunda kuşku duyuyor.

İnter­ne­tin katı­lım­cı­lığa olan etkisi üzerine yapı­lan tar­tış­ma­lar, çok daha eski bir çekiş­meyi andı­rı­yor: Kab­lolu tele­viz­yo­nun belir­siz sos­yal ve siyasi etki­le­rini. Blog­lar icat edil­me­den çok önce­leri bili­ma­dam­ları ve uzman­lar, tele­viz­yo­nun seç­men­lere akşam haber­le­ri­nin kar­şı­sında James Bond film­leri ve Happy Days'in tek­rar­la­rını suna­rak onları pasif, apo­li­tik eğlence deli­le­rine mi çevir­mekte olduğu; yoksa dur­mak­sı­zın C-SPAN (kamu kanalı) izle­yen hipe­rak­tif, sap­lan­tılı vatan­daş­lara mı dönüş­tür­düğü üzerinde tar­tı­şı­yor­lardı. İnter­net kab­lolu tele­viz­yo­nun hor­monlu hâli. Siyasi are­naya katıl­mak da, ora­dan ayrıl­mak da hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Bir başka teh­like de oku­du­ğu­muz haber­le­rin bile artık seçil­miş kay­nak­lar­dan, örne­ğin Facebook'taki arka­daş­la­rı­mız­dan gelecek olması, maruz kal­dı­ğı­mız görüş­le­rin çeşit­li­li­ğini azal­tı­yor. Pew Araş­tırma Mer­ke­zi­nin 2010 tarihli bir araş­tır­ma­sına göre, haber­lere inter­net üzerin­den ula­şan Ame­ri­ka­lı­la­rın dörtte üçü, haber­le­rin bir kıs­mını yön­len­di­ril­miş e-postalardan ya da sos­yal pay­la­şım site­le­rin­den aldı­ğını söy­lü­yor. Yal­nızca bir tek medya kana­lına bel bağ­la­dık­la­rını ifade eden Ame­ri­ka­lı­la­rın oranı şimdi­lik yüzde 10'un altında. Ancak bu sayı, gele­nek­sel haber kay­nak­la­rı­nın pazarı inter­nete kap­tır­ma­lar­rı­nın ardın­dan kolay­lıkla değişebilir.

İnter­net dış kay­naklı haber­leri yok ediyor.

Eğer izin verir­sek evet. Mali ola­rak ayakta kal­maya çalı­şan ve dış haber büro­la­rını kapa­tan Batılı haber kurum­la­rı­nın çoğun­dan bunu duya­maz­sı­nız ama, bu kadar çok sayıda dış habere hiç bu kadar hızlı ula­şa­mı­yor­duk. Google Haber­ler gibi haber por­tal­ları CNN ve New York Times'ın iş mode­lini bozu­yor, ve özel­likle mali­yetli olan yabancı muha­bir­ler­den haber top­lama faali­yet­le­rine balta vuru­yor ola­bi­lir. Ancak haber por­tal­ları saye­sinde ülke­lere özgü olan ve belli bir yer edin­miş haber kay­nak­ları küre­sel bir oku­yucu kit­le­sine kavuş­muş oldu­lar. Google Haber­ler olma­saydı kaç kişi AllAfrica.com ya da Asia Times Online oku­yor olurdu?

İnter­ne­tin eski moda dış haber­ci­liği des­tek­le­yen iş mode­lini yıkı­yor olma­sını kını­yor olsak da, inter­ne­tin haber işinde dünya mese­le­leri hak­kın­daki araş­tır­ma­la­rın kali­te­sine getir­diği tama­men olumlu etkiyi övme­li­yiz. Olgu­la­rın anında doğ­ru­la­tı­la­bil­mesi, bir habe­rin bir çok kay­nak­tan sürekli ola­rak takip edi­le­bil­mesi, ücret­siz eri­şi­le­bi­len geniş gazete arşiv­leri 15 yıl önce bile tahay­yül edilemezdi.

Dış haber­le­rin deği­şi­min­deki asıl teh­like akıllı ve say­gın denet­men­le­rin olma­yışı. İnter­net, geniş bilgi sahibi haber bağım­lı­ları için bir cen­net ola­bi­lir ancak çoğu­muza göre kar­ma­ka­rı­şık bir haber çöplüğü. Gayet tec­rü­beli oku­yu­cu­lar bile Çin Komü­nist Partisi'nin hima­ye­sin­deki mil­li­yetçi Çin gaze­tesi Glo­bal Times ile, Falun Gong muha­lif­le­ri­nin çıkar­dığı Epoch Times gaze­tesi ara­sın­daki farkı bil­mi­yor olabilir.

"Dün­yayı saran ağ" anla­mın­daki World Wide Web bir­çok ulu­sal çıkar ara­sında par­ça­lara ayrılıyor.

İnter­net bizi bir­bi­ri­mize yakınlaştırıyor.

Hayır. Coğ­rafya hâlâ önemli bir etken. Eco­no­mist der­gi­si­nin o zamanki kıdemli edi­törü Fran­ces Cairnc­ross, 1997 basımı The Death of Dis­tance (Mesa­fe­nin Vefatı) adlı çok satan kita­bında inter­net­ten bes­le­nen ile­ti­şim dev­ri­mi­nin "anla­yışı artı­ra­ca­ğını, hoş­gö­rüyü güç­len­di­re­ce­ğini ve sonunda dünya çapında bir barışa önayak ola­ca­ğını" öngör­müştü. Oysa mesa­fe­le­rin ölümün­den bah­set­mek için hayli erkendi.

Bir­biri ile bağ­lan­tılı bir dün­yada bile tüke­tim mal­la­rına olan ihti­yaç hâlâ beğe­niye kal­mış durumda. Mesafe olgusu da beğeni olgu­sunu gayet iyi bir şekilde tem­sil edi­yor. Ulus­la­ra­rası Eko­nomi Dergisi'nde yayım­la­nan 2006 tarihli bir araş­tırma, müzik, oyun ve por­nog­rafi gibi bazı sayı­sal ürün­ler için ABD'ye olan fizik­sel uzak­lık­taki her yüzde 1'lik artış, Ame­ri­kalı biri­nin o siteye yapa­cağı ziya­re­tin sayı­sını yüzde 3,25 azaltıyor.

Yal­nızca kul­la­nıcı ter­cih­leri değil, hükü­met­le­rin ve ticari işlet­me­le­rin siyasi gün­dem­leri kadar mali­yet ve telif­leri göze­te­rek yap­tık­ları etkin­lik­ler de ortak, tek bir İnter­net çağı­nın sonunu geti­re­bi­lir. Yani, coğ­rafi konu­muna bağlı olmak­sı­zın kişi­le­rin aynı inter­net say­fa­la­rına ula­şa­bil­dik­leri gün­ler aza­lı­yor. "Özgür" dün­yada bile. Çoğun­lukla şirket­ler ve avu­kat­ları, yabancı uyruklu kul­la­nı­cı­la­rın belirli inter­net içe­rik­le­rine eriş­me­sini engel­le­meye çalış­tı­ğını git gide daha sık görü­yo­ruz. Örne­ğin, BBC'nin yeni­likçi iPla­yer uygu­la­ması üzerin­den sun­duğu sayı­sal içe­riğe İngi­liz­ler eri­şe­bi­lir­ken Alman­lar eri­şe­mi­yor. Nor­veç­li­ler hali­ha­zırda, Books­hel­fi­ni­ti­ative (kitap rafı ini­si­ya­tifi) saye­sinde telifli 50 bin kitaba inter­net üzerin­den ücret ödemek­si­zin ula­şa­bi­li­yor. Lisans ücret­leri için hükü­me­tin yıl­lık 900 bin dolar har­ca­dığı hiz­met için elbette Norveç'te bulun­mak gerekiyor.

İnter­ne­tin ünlü bir­çok öncüsü Google, Twit­ter, Face­book vb'nin ABD şirket­leri olması, diğer hükü­met­le­rin bu şirket­leri siyasi ajan ola­rak gör­me­sine neden olu­yor. Çinli, Kübalı, İranlı hatta Türk siya­set­çi­ler "bilgi bağımsızlığı"ndan bah­se­di­yor. Bu kav­ra­mın arka­sında Batılı inter­net şirket­le­ri­nin sun­duğu hiz­met­leri kendi sınırlı ancak kont­rol etmesi kolay ürün­lerle değiş­tirme düşün­cesi var. "Dün­yayı saran ağ" anla­mın­daki World Wide Web bir­çok ulu­sal çıkar ara­sında par­ça­lara ayrılıyor.

Yirmi yılda -büyük İ harfi ile- İnter­net ne dik­ta­tör­leri yeri­den etti, ne de sınır­ları orta­dan kal­dırdı. Siya­se­tin akla ve veriye dayalı ola­rak yürü­tül­düğü siya­set son­rası bir çağ müj­de­le­me­diği de ortada. İnter­net bütün vaat­leri ve teh­li­ke­leri ile git gide ger­çek dün­ya­nın aşırı değiş­ti­ril­miş bir başka sürü­müne ben­zi­yor. Erken web hay­ran­la­rı­nın öngör­düğü siber bir ütopya artık daha alda­tıcı gibi görünüyor.


Kısal­tı­la­rak çevri­len bu yazı­nın aslını aşa­ğı­daki bağ­lan­tıda bulabilirsiniz:

http://www.foreignpolicy.com/articles/2010/04/26/think_again_the_internet


  • Print
  • RSS
  • PDF
  • Facebook
  • Twitter
  • Digg
  • Google Bookmarks
  • Live
  • MSN Reporter
  • del.icio.us
  • LinkedIn
  • NewsVine
  • Technorati
  • Reddit
  • FriendFeed
  • ThisNext
  • Mixx
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • Tumblr
  • Slashdot
  • Identi.ca
  • HackerNews
  • Netvouz
  • StumbleUpon

İlgili başka yazı bulunamadı.

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum yazın

Asgari Ücret 577 TL
Açlık Sınırı 843 TL
Yok­sul­luk Sınırı 2.746 TL
Milli Gelir (Kişi Başı)
13920$ (DB 2008)
BM İnsani Geliş­miş­lik Sırası
79 (UN HDR 2009)
Kadın Mil­let­ve­kili Oranı
%9,09 (2007)
Bebek Ölüm­leri Oranı
%2,578 (CIA, 2009)
İşsiz­lik Oranı
%14,5 (Ocak 2010)

SÜREKLİ GÜNDEM

tr_kanAkarDevletBakar