Gönülleri fethetmek Türk dizilerinin işi
Nadia Bilbassy-Charters / 15.04.2010
İslam aleminde kalpleri ve gönülleri fethetmenin imkânsız olduğunu da kim söyledi? Amerika Birleşik Devletleri bu işi nasıl yapacağını daha keşfedemedi. Amerikan hükümetinin hâlâ halk diplomasisini öğrenci değişim programları ve Arapça konuşabilen bir kaç diplomatın bölgedeki uydu televizyonlarında Amerikan dış politikasını anlatması olarak gördüğü anlaşılıyor.
Yıldızların dünyasına hoşgeldiniz! Yıldızlar derken, Arap dünyasında fırtına gibi esen hoş görünümlü, sarışın ve esmer bir avuç Türk oyuncudan bahsediyorum. Bu genç Türklerin atalarının Arap topraklarında 400 yıl süren çirkin işgalinden sonra, Arap alemi şimdi Türkiye'ye kucak açıyor, oturma odalarına buyur ediyor, hatta Türkiye'de bile iyi bir iş çıkaramamış 140 bölümlük ikinci sınıf Türk pembe dizilerini seyretmek üzere ekran başına toplaşıyor.
Peki bu durumu nasıl açıklayacağız?
Oldukça basit. Arap dünyası bu pembe dizilere ateşe uçan pervaneler misali tutuluyor. MBC TV'de yayımlanan dizilerin en ünlüsü olan 'Gümüş'ün (ya da Arapça'da bilinen adıyla 'Nur'un) son bölümü Fas'tan Filistin'e dek 80 milyon izleyiciyi ekran başına çekti. Suudi kadınlar için Müslüman esas erkeğin eşine iyi davranması özellikle güçlü bir mesajdı: Eşlerinin kendilerine kötü davranmasının nedeni İslâm'da değildi. Ortadoğu'da ortak değerleri ve kültürel geçmişi paylaştıkları Müslüman erkek ve kadın kardeşlerini izleme düşüncesi gayet cazip çünkü bu sayede tabu konular ortadan kalkıyor ve yabancı biri yerine bizzat içlerinden biri tarafından muhafazakâr değerlere meydan okunuyor.
Türk dizileri cinsiyet eşitliği, evlilik öncesi cinsel ilişki, aldatma, tutkulu aşk ve hatta evlilik dışı çocuk sahibi olma gibi konularda cesur ve açık. Türkiye gibi Müslüman bir ülkeden gelen bu yaklaşım, bağnazlık ve kadın düşmanlığının "ahlâki" ve "etik" sorunlar arkasına gizlendiği Arap dünyasının kalın muhafazakârlık duvarlarını aşmada kolaylık sağladı.
Yalnızca kadınların değil tüm hane halkının izlediği popüler pembe diziler sayesinde Türkiye, Arap halklar arasında kendine sağlam bir yer edindi. Körfezli binlerce zengin Arap her fırsatta Türkiye'ye gidiyor. Turizm merkezi olarak İstanbul, Londra ve Paris'e kafa tutar hâle geldi. 2009'da Türkiye'ye turist olarak gelen Araplar'ın sayısı önemli ölçüde arttı. Birleşik Arap Emirlikleri'nden gelenler yüzde 21, Fas'tan gelenler yüzde 50 arttı.
Dizilerin başarısı bir çok etkene bağlı. Prodüksiyon kalitesi, göz kamaştırıcı hayatlarla çevrili sıradan insanların öyküleri ve dizilere dinlemesi kolay olan Suriye aksanıyla dublaj yapılması bunlardan bazıları. Bu dizilerdeki Türk oyuncular Arap aleminde, Muhanned, Amir, Lamis ya da Nur gibi Arapça'ya çevrilen isimleriyle tanınıyor.
Bu olgunun daha geniş etkisi basit bir televizyon yapımının, değişimi tetikleyecek ve düşünce yapısını etkileyecek güçlü bir sosyal araç olarak kullanılabilecek olması ve milyonlarca kişinin gönlünü fethedebilmesi. Türk dizileri de yalnızca aşk hikâyeleri, cazibe ve İslam etiketi altında laik değerlerin sunulmasından ibaret değil. MBC'de siyasi söylemi gayet yüksek yeni bir Türk dizisi gösterilmeye başladı. Arapça'da Sarkhet Hajar (Bir Kayanın Çığlığı) olarak bilinen 'Ayrılık', Arap izleyicilerde çılgınlık yaratan son Türk dizisi. İsrail'in askeri işgali altındaki Filistinlilerin günlük yaşamlarını resmeden dizi, bir haber bülteninden fırlamışa benziyor. İnternet sitelerinde ve bloglarda ateşli bir şekilde bu dizi tartışılıyor. Çekimler Türkiye, Batı Şeria ve hatta El Aksa Camisi'nde yapılmış. Ayrılık, çoğunlukla Filistinlilerin çilelerine odaklansa da Filistinli siyasi gruplar arasındaki ayrılıklara ve namus cinayeti gibi tabulara da değiniyor. Hatta Şin Bet üyesi bir İsrailli ile genç ve güzel bir Filistinli eylemci arasındaki bir aşk hikâyesi gibi şimdiye dek
düşünülmesi imkânsız gelen bir öyküye değinmeye cüret ediyor.
Sözün kısası Türkiye ve Türk hükümeti, kendi yerlerine ve daha masrafsız bir yoldan kalpleri ve gönülleri fetheden pembe dizi yıldızlarına minnettar olmalı. Geleneksel değerleri şaşkına çeviren aşk hikâyelerinden halk ayaklanmalarına uzanan konular ve Filistin davasına yapılan vurgu, izleyicide kurgu ve gerçeğin birbirlerine etkilerini ve aralarındaki çizgileri bulanıklaştırıyor.
Nadia Bilbassy-Charters, MBC TV'nin kıdemli ABD muhabiridir.
Kısaltılarak çevrilen bu yazının aslını aşağıdaki bağlantıda bulabilirsiniz:
http://mideast.foreignpolicy.com/posts/2010/04/15/leave_it_to_turkish_soap_operas_to_conquer_hearts_and_minds
Benzer yazılar:
- Türk çıkarlarının avukatları Der Spiegel, AKP hükümetinin yurtdışında yaşayan Türkler vasıtasıyla nüfuzunu artırma peşinde olduğunu, ve bunun Almanyalı Türk siyasetçilerin tepkisini çektiğini söylüyor....
- Türk hilâlinin yükselişi Ermenistan, Suriye ve Irak gibi komşularıyla ilişkilerini geliştiren Türkiye, Orta Doğu'da İsrail'den yana olan güç dengesini sarsıyor. El Cezire'den Ahmed...


