Faşizme Doğru Omuz Omuza!
Adam pis pis bakıyor, kavga ha başladı ha başlayacak!
“Sen zaten sigara da içtin sahnede” dedi.
“Lan oyunun kendisinde var, keyfimizden içmedik” dendi kendisine.
“Tiyatroda sigara içmek yasak kardeşim” dedi.
“Ulan içmiyoruz zaten, metinde var. Ben zaten sigara içmiyorum. Sahne gereği her oyunda yakıyoruz bir kaç tane, açtığım paketleri de oyun bitiminde diğer arkadaşlar bitiriyor. Camel pahalı ama ne yapalım. Yeni paket açmam gerekiyor, oyunda öyle yazıyor” dendi.
“Hem de sahnede içiyorsun, yangın çıksa ne olacak”
“Kaç tane tiyatro var sahnede sigara içen oyuncu nedeniyle yanan.” dendi. (ama seyirci nedeniyle yanan çok)
“Ben anlamam kardeşim, yasak, içmiycen sahnede”.
2000 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde yine oyun gereği “Allah baba” denmesine sinir olmuş bu adama laf anlatılamadı.
***
Fikret Bila 6 Aralık 2009 tarihli Milliyet’te şunları yazıyor:
“Sahnede sigara
“This is your life” isimli bale gösterisi de salonda zaman zaman dalgalanmalara ve gülüşmelere neden oldu.
Kravatla ve takım elbiseyle baleyi sergileyen baletler bir sahnede pantolonlarını çıkardılar ve etek giyerek devam ettiler. Bu sahne gülüşmelere neden oldu. Baletlerin, salonda homurdanmaya neden olan sahneleri ise oyunun bir gereği olarak sigara içmeleriydi.
Baletler sigara yakınca bazı izleyiciler, “Aaa! bu yasak, keşke başka bir gösteri seçselerdi” diye serzenişte bulundular.”
İzleyiciler “Aaa! bu yasak, keşke başka bir gösteri seçselerdi” diye serzenişte bulunmuşlar değerli okur. Bu duyarlıklık beni gerçekten de mütehassis etti. O an biri kalkıp “tiyatrolarda sigara içerek nereye arkadaşlar” deyip, üstüne de tüp kamyonu kornalı Kenan Doğulu düzenlemesiyle Onuncu Yıl Marşı’nı* söyleseydi kim bilir ne büyük bir kitlesel hareketi başlatmış olurdu. Kim bilir kaç kişi o sırada içilen sigaranın sahneden salona yayılması ve izleyicilerin ciğerlerine ulaşması nedeniyle kanser oldu. O anda kim bilir kaç çocuk sigaraya özendi ve ömrünün geri kalan kısmında sigara içmeye karar verdi.
Şimdi nedir buradaki aman vermez kelle avcılığının kökeni?
Bir sanat eserinde hırsızlık, ensest, adam kayırma, öldürme, taciz, gasp, kalpazanlık... gibi varlığından pek de hazzetmediğimiz şeylerin olabileceğini, lakin bunların varlığının ne yazık ki hayatın yansıması olduğunu, bunların propagandası olmadığını anlayamayacak, anlamış gibi görünse de (sınavda çıksa yanıt kağıdına yazar), hayatında fiilen uygulayamayacak, operaya baleye gitmekle sadece operaya baleye gitmiş olan bir kitleyle karşı karşıyayız.

***
Geçtiğimiz günlerde New York Eyaleti’nin kuzeyinde hap kadar bir üniversite, üniversite mensuplarına bir duyuru yaptı. Buna göre 1 Temmuz 2010’dan başlayarak bu üniversite, üniversite dahilinde sigara içmeyi yasaklıyor. Bu kararı alarak Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı yasağı uygulayan 360 civarındaki üniversiteden biri olacağını da gururla duyuruyor.
2005 Ağustosu itibarıyla biliyoruz ki (daha öncesinde de geçerli), New York Eyaleti’nde kapalı alanlarda sigara içmek yasak. Sigara satıyorsanız ya da istisnai bir durum varsa sigara içilmesi için nadiren ruhsat alınabiliyor ama bu gerçekten çok nadir bir durum. Bunun dışında sadece üstü kapalı olsa dahi, örneğin bir lokantanın bahçesinde de sigara içilemiyor. Bir çok işletme üstü açık olsa dahi bu tür açık alanlarda sigara içmeyi kendi istekleriyle yasaklıyor. Ayrıca yine eyalet yasaları gereği, herhangi bir bina kapısının 7 metre civarında yine sigara içilemiyor. Yani ne güzel ki, sigara içilebilecek yerler çok sınırlı.
Öyleyse bu okulun duyurduğu şeyde farklı olan ne? Farklı olan şu: okul diyor ki, gidip oradaki amerikan futbolu sahasının tam ortasında sabahın 3’ünde kuş uçmaz kervan geçmezken (öğlen 3’de de durum farklı değil ya, dağıtmayalım) dahi sigara içemezsin. Okula ait açık kapalı, yol-bahçe, saçak-çatı ne varsa, buralarda sigara içmeyi yasaklıyorum.
Neden?
Çünkü sigara sağlığa zararlı bir şey! Senin iyiliğini düşünüyorum ben!
Aynı duyuruda sigara içmekte direnen küffarın kampüs dışında uygun yerler bulması için teşvik edileceği de yazıyor: Cinayetinizi kampüs dışında işleyin! Sonra sabah bütün bahçe kıpkırmızı oluyor!
Peki insan sormadan edemiyor:
Madem taaaa bahçenin ortasında içilen sigara okul “community”sine zararlı da, o dışarıda teşvikinizle bulduğumuz yer etrafında yaşayan günahsız insanlara zararlı değil mi? Radyoaktif atıkları 3. dünya ülkelerine gömmek koskoca üniversiteye yakışıyor mu?
Abartıyorsunuzzz! (insan kaynaklarındaki kızlar gibi dudak bükerek okuyunuz)
Farkındayım. Madem abartıyorum, madem zararı yok, ne diye beni sürgüne gönderiyorsunuz?
Ama ben senin iyiliğini istiyorum!
Ey okur, burada dikkat isterim, bu yanıt, bu çelişki, bu kararı alan zihniyetin niyetini, tarzını da ortaya koymaktadır.
Masumları koru, hatta sigarayı patikalarda da yasakla, ada vapuru gibi dumanını yayarak önden giden arkadakileri zehirlemesin, bıraktırmaya teşvik et, afiş as, bırakana terapi yap, para yardımı yap, ev al, tatile gönder, sigaraya vergi koy, geliriyle akciğer kanseriyle savaş. Ne istersen yap, mübahtır.
Ama iş elime aldığım sigarayı tam ağzıma götürürken koşarak gelip onu benden alarak kırmaya gidiyorsa bunun tek bir adı vardır.
Faşizm!
Amerika demokrasinin hakim olduğu bir ülkeyse (ki değil) bu yasak geçerlilik kazanamayacaktır.
***
Bir şarkı söyleyesim geldi, onunla bitirecem, Cem Karaca’dan:
Elim kolum kelepçeli
Ay babo oy babo
...
Vezir olan şehir değil
Köy babo köy
Cehalet aklım uçurdu
Beni yerlere geçirdi
...
Bu böyle gide gide
Yerimiz yoktur dünyada
...
Yıkılacak yanlış giden
Bu işin bedeli neden
İnsanı insan eden huy babo huy
Huy babo huy
Gel mahsuni ağlayalım
Yönü dosta bağlayalım
Dövdün bari ağlayayım
Oy babo oy
Vay babo vay
Gelecek yazıya kadar verdikleri karar sonrası “olsa dükkan sizin”, “yaptık bir hata, kusura kalmayın”, “biz ettik, siz etmeyin” diyen bir anayasa mahkemesi başkanını yadırgıyan yurttaşların artması dileğiyle.
________________
* Allahtan İzmir Marşı’na dokunan olmadı, o hâlâ bizim.
İlgili başka yazı bulunamadı.


