Meşruiyet
Çapsız insanların elinde oradan oraya sürüklenir güzel ülkemiz.
Ortalama insanımızdan çok daha yeteneksiz, yetersiz insanlar gelir yönetime oturur.
Ve kalkmaz.
Kavga eder, tuzak kurar, yalan söyler... Ama kalkmaz.
İşte gün gelir bu insanlar vefat eder ya da yasalar gereği bulundukları konumu bırakırlar.
İşte o zaman her şey değişir.
“Kör ölür badem gözlü olur”la açıklanamayan bir şeyler olur.
Mehmet Ali Birand ekrana çıkar, sentetik, samimiyetsiz Türkçesi ve kötü diksiyonuyla, arkasında perdeye yansıtılan siyah-beyaz görüntüler geçerken “Aslında o tutkusunun peşinden gidiyordu. Doğru bildiğinden hiç şaşmadı ve bu konuda da hiç bir engel tanımadı” der, yılların ilkesizliğini benliğinde toplamış bir siyasetçiyi 10 saniyede püripak ederek romantik ve tutkulu bir savaşçı yapar, hatta sizin vicdanlarınızın kapısını da zorlar, koca Mehmet Ali Birand söylüyor, acaba çok mu yüklendik rahmetliye dersiniz.
Oysa merhum Turgut Özal memleketin başına gelmiş en büyük talihsizliklerden biridir. Neo-liberalizmin temsilcisi bu adam ülkemizdeki ahlaksal çürümeyi başlatan önemli adımları atmış, köktendinciliğin konumunu sağlamlaştırmış, adı onlarca yüzlerce yolsuzluğa karışmıştır. Kaba, görgüsüz ve sıradan bir adamdır.
Oysa merhum Bülent Ecevit (belki bunamıştı, bilemem) çıkış yaptığı yılların aksine, kendisi yolsuzluk yapmasa da, yapılanlara göz yumarak dönemin cumhurbaşkanına “Çamurun üzerinde oturuyorsunuz. Ülkeyi soydurtmayız!” dedirtecek kadar bu işlere bulaşmış, Fethullah Gülen davasının “bu güzel insanın” lehine bitmesini dileyecek kadar yargıya saygısını yitirip tarikatların eline düşmüş bir siyasetçidir.
Yalan mı?
Fikret Bila altta kalmaz, ne zaman zorda kalsa akil adam olarak Süleyman Demirel’e gider, görüş alır. Süleyman Demirel (allah gecinden versin) günü gelip vefat ettiğinde, görün nasıl ihya edecekler. Oysa biz Süleyman Demirel’in ne olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Yalan mı?
Bunun dışında, MHP’den medet uman Cumhuriyet’ler, Çankaya’da maalesef Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Abdullah Gül’ün davetine koşa koşa giden Zuhal Olcay’lar, Şener Şen’ler. “Sayın Cumhurbaşkanı’nın sanata olan engin ilgisinden” dem vuran Çankaya çıkışı açıklamalar.
Sayın Zuhal Olcay, Sayın Şener Şen... 10-15 yıl önce Piyer Loti’de çay içip tepeden denize bakarken, olanca entelektüelliğinizle Refah Partisi ve Abdullah Gül ve Abdullah Gül’ün bıyığı hakkında hangi şakaları yapıyordunuz? Sonra nasıl birden ciddileşip, siyasal İslam’ın Türkiye için nasıl da büyük bir tehdit olduğunu söylüyordunuz. Ne oldu?
Durum böyleyken, bellekler siliniyor, tavırlar unutuluyorken...
Arşivler tutulmuyor, varolan arşive bakılmıyorken.
Gün gelip bütün bunlar bittiğinde.
Sular durulup, sis dağıldığında...
Olur ki birileri çıkıp bir ulusun hak arama savaşının yılmaz savunucusu der.
Siyah-beyaz resimler geçer arkadaki perdeden.
Tam o sırada romantizm diz boyu ve duygular doruğa çıkmışken.
Demokratik Toplum Partisi’nin belediye otobüsünde yolculuk eden 17 yaşındaki Serap’ın çocuklara attırılan molotof kokteyli sonucu 1 ay yanık acısı çektikten sonra ölmesini “tasvip etmemesi”...
...bu partinin meşruiyetinin göstergesi olacaktır.
İlgili başka yazı bulunamadı.


