Türkiye gözünü Doğu'ya dikti
Hamida Ghafour / The National, BAE / 27.11.2009
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a, salı günü Libya'ya hareket etmeden hemen önce, Avrupa Birliği'nin yeni lideri hakkında ne düşündüğü soruldu. Türkiye'nin hiçbir zaman Avrupa'nın bir parçası olamayacağını, çünkü Hristiyanlığın "temel değerlerini" paylaşmadığını ifade eden Herman Von Rompuy için Erdoğan'ın diplomatik yanıtı hazırdı. Van Rompuy, Türkiye'nin AB heveslerine hiç bir engel teşkil etmeyecekti.
Erdoğan, ardından beraberindeki kalabalık işadamları topluluğu ile Trablus'a uçtu, bedevi çadırındaki Libya lideri Muammer Kaddafi ile bir araya geldi ve gelecek yıl iki ülkenin bir serbest ticaret anlaşması imzalayacağını açıkladı.
Tekdüze ve Belçikalı bir Avrupa bürokratı olan Van Rompuy'un, birliğin başkanlık makamına atandığı haberlerinin ardından, "kim?" sorusu Vestfalya'dan Manchester'e dek yankılanıyor. Oysa Türkler AB'den gelen husumete alışmış durumda.
Türkiye'nin ayrıcalıklı Avrupa kulübüne katılma ümidi hiç olmadığı kadar sönük görünebilir ancak NATO'nun tek Müslüman ülkesi olan Türkiye, gözünü gittikçe doğuya doğru çeviriyor.
Balkanlar'dan Kafkaslar'a ve Orta Doğu'ya dek Türkiye, bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun paçası olan bir çok ülkede bir etki alanı yaratma çabasında.
Bazıları buna Osmanlı çılgınlığı da diyor.
Ancak yeniçeri kurmaylarıyla Arap topraklarını işgal eden nakışlı kaftanlarının içindeki gül kokulu paşalar yerine, Türk siyasetçiler ekonomik durgunluk içerisindeki bölgeye ellerindeki kârlı ticaret anlaşmalarını sallayan işadamları topluluğu ile geliyorlar.
Türkler halifeliği kaldırıp 1923'te laik bir cumhuriyet kurduklarından bu yana doğunun geri kalmışlığına bakıp, rol modeli olarak Avrupa ve Amerika'yı seçtiler. Ama bu tavır baş döndürücü bir hızla değişiyor.
Son iki ay içerisinde iktidardaki görece İslamcı AKP'den liderler Irak Kürdistanı'na gittiler ve Erbil'de bir konsolosluk açılacağı sözünü verdiler. Bir zamanlar birbirleriyle rekabet hâlindeki iki imparatorluk olan İran ve Türkiye, 2008'de 7 milyar dolar olan karşılıklı ticaret hacminin 2011'de 20 milyar dolara çıkarılması konusunda anlaştılar. Irak'taki Amerikan karşıtlığından kurnaz bir biçimde yararlanan Türkiye, Irak'la bir çok anlaşmaya imza attı. 2008 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki Türk ihraç ürünlerinin değeri, 2001'deki rakamın yedi katına çıkarak 31 milyar dolara ulaştı.
Türkler diplomasi alanında da etkinlik gösteriyor. İran ve Batı arasında ortayolu bulma çabasıyla Türkiye, İran'dan düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu alarak depolamayı öneriyor. İsrail'le ilişkiler gergin ancak geçen hafta İsrailli ticaret bakanı Türkiye'yi ziyaret etti ve taraflar ilişkileri geliştirme sözü verdi.
Daha da önemlisi, geçen ay Türkiye ve Ermenistan, 1915'te Osmanlı Türkleri'nin elinde bir milyona yakın Ermeni'nin soykırıma uğramasının sonucu uzayıp giden bir husumete rağman diplomatik ilişkileri tesis etmeyi ve sınır kapılarını açmayı kararlaştırdı.
Bundan on yıl önce Türkler ve Suriyeliler savaşın eşiğine gelmişken, geçen ay Erdoğan ve Suriye devlet başkanı Beşar Esad Şam'da, vize uygulamasının kaldırıldığını açıklarken birbirlerini kucaklıyordu.
Bir başka tarihi düşman, Rusya, şimdi büyük bir ticaret ortağı.
Bu değişimin arkasındaki itici güç, yedi yıl boyunca Erdoğan'ın dış politika baş danışmanlığını yapan akademi kökenli dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu.
Anadolulu bir tüccarın oğlu ve Ankara-İstanbul eksenli siyasi seçkin sınıfına yabancı olan Davutoğlu, eski Osmanlı sömürgelerine uzanarak, yıllar boyunca kemikleşmiş Türk dış politikasını darmadağın etmekte.
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'a atfen "Türkiye'nin Kissinger'ı" olarak adlandırılan Davutoğlu, Osmanlı çılgınlığı yerine "stratejik derinlik" terimini tercih ediyor. "Komşularla sıfır sorun" şiarını benimseyen Davutoğlu AB projesinin de destekçisi. Ancak Avrupalılara karşı Osmanlıları savunmaktan da geri durmuyor.Geçen ay bir İspanyol gazetesine demecinde "Osmanlı arşivi açılmamış olsaydı, Avrupa tarihi yazılamazdı" demişti.
Türkiye aynı zamanda öneml yolu hâline geldi. Şu anda en göze çarpan proje 11,7 milyar dolarlık Nabucco boru hattı.
Türkiye'nin her zamanki müttefiklerinden uzaklaştığı korkusuyla bu gelişmeler Batı'da biraz da kaygıyla izleniyor.
Türkiye uzmanı Hugh Pope, İran'la samimi ilişkilerin Erdoğan 7 Aralık'ta ABD'yi ziyaret ettiğinde kesinlikle gündeme geleceğini söylüyor. Pope'e göre Erdoğan'ın İran'dan bahsetme şekli Washintgon'daki diplomatik çevrelerde olumsuz bir izlenim bıraktığı gibi, AB içinde de huzursuzluk yaratıyor. Ancak geçerli karşı argümanlar da var. Türkler 'en azından biz İran'la temas kuruyoruz' diyor. Her yıl bir milyona yakın İranlı Türkiye'ye geliyor ve Müslüm kimliğe sahip gelişmekte olan bir ülkede alternatif bir yönetim biçimi görüyor. Bunun etkisi, İran için her türlü yaptırımdan daha güçlü.
Yaz tatillerinde Türkiye'nin güney sahillerinde İranlılara her geçen yıl daha da artan sayıda Arap eşlik ediyor. Turizme destek veren bir diğer etkense Arap dünyasında çok rağbet gören Türk pembe dizileri.
Ancak Türkiye'nin yanlış adımları da oldu. Ay başında Erdoğan, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından savaş suçu işlediği gerekçesiyle aranan Sudan Devlet Başkanı Ömer Beşir'i savununca tepki topladı. Başbakan, "Bir Müslüman asla soykırım yapamaz" dedi. Buna ilaveten Kıbrıs'ta Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürkler arasında yavaşlayan barış görüşmeleri de bir başka çetrefilli sorun.
Ancak yine de kısmen tarihten kaynaklanan bir güven duygusu hakim. Son Osmanlı veliahtı Osman Ertuğrul Osmanoğlu'nun cenaze töreni İstanbul'da Sultanahmet Camii'nde yapıldı. Laikliğe sıkı sıkıya bağlı cumhuriyette düşünülemeyecek bir hareketele, törene birçok bakan katıldı.
Nostaljiye halk düzeyinde de rastlanıyor. Başkentte, İstanbul'un 1453'te fethini temsil eden eserler içeren yeni bir müze açıldı. İstanbul, Ocak ayında Avrupa Kültür Başkenti unvanını aldığında, yeni edindiği özgüveni gösterme fırsatı elde edecek. Yıl boyunca müze açılışları, konserler ve sergiler düzenlenecek. Bu onuru Avrupa Birliği'nin veriyor olması da manidar.
Kısaltılarak çevrilen bu yazının aslını aşağıdaki bağlantıda bulabilirsiniz:
http://www.thenational.ae/apps/pbcs.dll/article?AID=/20091128/WEEKENDER/711279812/1135
Benzer yazılar:
- Türkiye hevesinin kaybolması Türkiye'nin üyeliğine karşı gösterilen tereddüt, AB'nin olumlu imajını tehlikeye atıyor. Tehlikede olan sadece Türkiye'nin geleceği değil, aynı zamanda dürüst bir...
- Suriye'nin yeni müttefiki: Türkiye Türkiye, yakınlaştığı komşusu Suriye'nin dışlanmışlıktan kurtulmasına yardımcı oluyor. Ancak Suriye için Ankara'ya bağımlı olma riski var. Orta Doğu'daki dengeler önemli...
- Türk çıkarlarının avukatları Der Spiegel, AKP hükümetinin yurtdışında yaşayan Türkler vasıtasıyla nüfuzunu artırma peşinde olduğunu, ve bunun Almanyalı Türk siyasetçilerin tepkisini çektiğini söylüyor....
- Türkiye ve Ermenistan'ın tarihle barışması Hem Türkiye hem de Ermenistan, çıkarları doğrultusunda uzlaşmayı öne çıkarmalı ve tarihin ötesine geçmeli. İki ülkenin devlet başkanları aldıkları siyasi...
- Türkiye'nin yükselişi Türkiye, Orta Doğu'daki iktidar oyununun kurallarını yeniden yazıyor. Patrick Steale bunun, Amerika'nın Irak'ta yarattığı felaket kadar, işbaşındaki AKP'nin siyasetinin de...


