Ange­lo­pu­los: Sinema haya­tıma bir kâbusla girdi

26 Kasım 2009, Perşembe
Yazan: Firuzan Koçak

zamanın_tozu_02Filmekimi'nde de izle­di­ği­miz usta yönet­men Teo Angelopulos'un son filmi 'Zama­nın Tozu' 4 Aralık'ta viz­yona girecek.

Baş­rol­le­rini Wil­lem Dafoe, Bruno Ganz, Mic­hel Pic­coli ve Irène Jacob'un pay­laş­tık­ları fil­min Tür­kiye dağı­tı­mını Tig­lon Film üstleniyor.

Fil­min konu­suna gelince. Yunan asıllı bir Ame­ri­kalı yönet­men olan A, Roma'da hem ken­di­nin hem de aile­si­nin öykü­sünü anla­tan bir film üzerinde çalış­mak­ta­dır. Öykü, İtalya, Almanya, Rusya, Kaza­kis­tan, Kanada ve ABD'de geç­mek­te­dir. Öykü­nün kah­ra­manı Eleni, aşkın mut­lak oldu­ğunu iddia eder, ancak hayatı, evlen­diği adam Spy­ros ve hâlâ sev­gi­lisi olan Jacob ara­sında sıkış­mış­tır. Yönet­men A, tıpkı bir rüya­day­mış­ça­sına geç­miş­teki olay­ları aşık­la­rın gözün­den hatır­lar ve onla­rın acı­la­rını günü­müze kadar geti­rir. Artık duvar yıkıl­mış ve Ber­lin 21. yüz­yıla hazırlanmaktadır.

Sözü fazla uzat­ma­dan film üzerine yönet­me­nin görü­şünü aktaralım:

"Sine­mayla iliş­kim tıpkı bir kabus gibi baş­la­mıştı. 1946 ya da 47 yıl­la­rıydı, tam ola­rak hatır­la­mı­yo­rum. Savaş son­rası yıl­lar. Bir­çok insa­nın sine­ma­lara akın ettiği yıl­lar. Biz, çocuk­la­rınsa gişe­nin önle­rinde olu­şan uzun kuy­ruk­la­rın ara­sın­dan sıvı­şa­rak bal­ko­nun sihirli karan­lı­ğında kay­bol­du­ğunu hatır­lı­yo­rum. O yıl­larda çok film izle­dim, ama hatır­la­dı­ğım ilk film Mic­hael Curtiz’in oyna­dığı “Kirli Yüzlü Melek­ler” filmiydi.

Filmde kah­ra­ma­nın iki muha­fı­zın kol­ları ara­sında elekt­rikli san­dal­yeye doğru geti­ril­diği bir sahne var­dır. Onlar yürü­dükçe göl­ge­leri de duvarda büyür.

Sonra bir­den bir çığlık duyu­lur… Ölmek istemiyorum!

“Ölmek iste­mi­yo­rum!” Bu çığlık uzun bir süre rüya­la­rım­dan çıkmadı.

İşte sinema haya­tıma böyle gir­mişti. Duvarda git­tikçe büyü­yen bir gölge ve bir çığlıkla.

Çok erken yaş­larda yaz­maya baş­la­dım, yakın tari­hin gürül­tülü ve duy­gu­sal olay­la­rı­nın ben de çalkan­tı­lar yarat­tığı bir dönemde.

zamanın_tozu_041940 yılında sava­şın sirenleri.

Alman İşgal Ordusu’nun terk edil­miş Atina’ya girişi. İlk ses­ler, ilk görüntüler.

Sonra, 1944 yılında İç Savaş. Kıyımlar.

Baba­mın ölüme mah­kum edilişi.

Boş bir alanda bin­lerce ölünün ara­sında babamı arar­ken anne­min bana tutu­nan ve tir­tir tit­re­yen elleri.

Çok uzun zaman sonra, çok uzak­lar­dan, ondan bir haber almamız.

Yağ­murlu bir günde eve dönüşü.

İlk öykü­ler. Görün­tüyü ara­yan keli­me­lerle ilk temas. O zaman­lar pek far­kında değil­dim. Nedense uzun zaman sonra anla­dım, ilk senar­yomda bu keli­me­leri kullanınca.

Keli­me­ler şöyle dökü­lü­ver­mişti, “yağ­mur yağıyor.”

Bizim zama­nı­mızda, Home­ros ve eski tra­je­di­le­rin şiir­leri okul müf­re­da­tında bir hayli yer alırdı. Eski mito­lo­ji­ler üzeri­mize çökerdi ve biz de onla­rın üzerine çökerdik.

Anı­larla dolu top­rak­larda yaşı­yo­ruz, eski taş­la­rın ve kırık hey­kel­le­rin üzerinde.

Bütün çağdaş Yunan Sanatı bu ortak var olu­şun izle­rini taşıyor.

İzle­miş oldu­ğum yolun, almış oldu­ğum ders­le­rin, düşün­ce­le­ri­min bütün bun­lar­dan ilham alma­ması imkansızdı.

Şairin dediği gibi, “Bu rüyaya dal­dıkça, bun­lar da rüya­dan çıktı. Öyle ki, hayat­la­rı­mız bile bir bütün oldu, onları bir­bi­rin­den ayır­mak zor artık.”

Erken yaş­lar­dan iti­ba­ren ede­bi­yat ve şiirle olan iliş­kim, beni dil, este­tik ve moder­nizm üzerine olan bütün araş­tır­ma­lara yaklaştırdı.

Daha sonra, 60’ların başın­dan iti­ba­ren Paris’te, poli­tik hare­ket­li­li­ğin art­tığı gün­lerde, Aristo’nun dra­ma­tik sanat tanı­mını bir nok­taya kadar çürüt­meyi başa­ran Brecht’in epik tiyat­rosu benim için bir daya­nak nok­tası olmaya başlamıştı.

Sonra ilk film­le­rim, yol­cu­luk, sınır­lar, sürgün.

İnsan yaz­gısı.

Ebe­di­yete dönüş.

Bütün sap­lan­tı­la­rım film­le­rime girer ve çıkar. Tıpkı bir orkestra enst­rü­man­la­rı­nın müziğe girip çıkması, tek­rar duyul­mak için ses­siz­liğe bürün­me­leri gibi.

Sap­lan­tı­la­rı­mızla uğraş­maya mah­kum edil­mi­şiz. Aslında tek bir film çeki­yo­ruz, tek bir kitap yazı­yo­ruz. Aynı tema üzerine var­yas­yon ve fügler.

Film çekmeye baş­la­dı­ğım­dan beri hep aynı ekiple çalı­şı­yo­rum. Onlar beni tanı­yor, ben de onları tanı­yo­rum. Yıl­lar geç­tikçe de her biri benim ailem oldu. Çalı­şır­ken beni çok sık sinir­len­di­ri­yor­lar, ama onları gör­me­yince çok özlü­yo­rum. Takıma yeni bir tek­nis­yen dahil oldu­ğunda, sanki her şey ona bağ­lıy­mış gibi bir şüpheye kapı­lı­yo­rum. Yeni gelen­lerle çekim plan­ları ve belir­siz­lik­le­rim üzerine konuşuyorum.

Bunca yıl geçti ama hala aynı heye­can, aynı belir­siz­lik, bizi bir araya geti­ren aynı istek, nefes­le­ri­mizi tuta­rak çeki­min bit­me­sini beklemek.

Seya­hat­ler, gidiş­ler, başı­boş dolaşmalar.

Bir araba, fotoğ­rafçı bir arka­da­şım ses­sizce ara­bayı sürü­yor ve yollar.

Sık sık hayatta ken­dimi den­gede ve huzurlu his­set­ti­ğim yuva­nın, arka­da­şı­mın kul­lan­dığı ara­bada yanında otur­mak oldu­ğunu düşü­nü­rüm. Açık pen­cere, geç­mişe giden manzara.

Görün­tü­ler işte bu yol­cu­luk­larda doğar, not tut­mak zorunda kal­mam. Silü­et­le­riyle bera­ber doğar­lar, kendi renk­le­riyle, kendi tarz­la­rıyla, hatta çoğu zaman da kendi kamera hare­ket­le­riyle, kendi este­tik den­ge­le­riyle ve ışıklarıyla.

Yüz­lerce fotoğ­raf bel­lek göre­vini görür, ama film çekil­me­den de hiç­bir şey bit­mez. Fil­min çekim­leri esna­sında her şey yeni ger­çek­li­ğine dayan­dı­rı­la­rak yeni­den üretilir.

Oyun­cu­lar, talihli ve talih­siz bek­len­me­yen olay­lar, ani fikirler.

İlk fil­mimi yap­tı­ğım­dan bu yana nere­deyse otuz yıl geç­miş. Eliot’tan alıntı yap­rak söy­le­ye­bi­li­rim ki:

“İşte bura­da­yım, yolun yarısında.”

Tari­hin öfke­siyle yıl­la­rım geçti.

Hala görün­tü­leri nasıl kul­la­na­ca­ğımı öğren­meye çalışıyorum.

Her teşeb­bü­süm yep­yeni bir baş­lan­gıç ve bir çeşit de başarısızlık.

Başa­rı­sız­lık, çünkü yal­nızca ken­di­mizi ifade etmek zorunda kal­ma­dı­ğı­mızda öğren­mi­şiz demektir.

Dola­yı­sıyla her yeni giri­şim muğ­lak duy­gu­la­rın yarat­tığı bir kar­ma­şık­lı­ğın da yeni­den baş­lan­gıcı demek­tir. Bas­tı­rı­lıp diz­gin­le­ne­me­yen duy­gu­lar demek­tir. Ken­dini ifade etmeye çalış­ma­nın bas­kısı demektir.

Kay­bet­tik­le­rini ve bul­duk­la­rını, sonra tek­rar kay­bet­tik­le­rini ele geçir­mek demektir.

İyileş­mek…

Benim sonum yine benim baş­lan­gı­cım demektir."


zamanın_tozu_afis4 Aralık'ta viz­yona girecek fil­min kün­yesi şöyle:

Yönet­men : Theo Ange­lo­po­ulos
Senaryo : Theo Angelopoulos,Tonino Guerra, Pet­ros Mar­ka­ris
Yapımcı : Pho­ebe Eco­no­mo­po­ulos
Görüntü Yönet­meni : And­reas Sina­nos
Kurgu : Yor­gos Heli­do­ni­dis, Yan­nis Tsit­so­po­ulos
Müzik : Eleni Kara­ind­rou
Kos­tüm­ler : Regina Khoms­kaya, Fran­cesca Sar­tori, Mar­tina Schall
Ses : Jér­ôme Aghion, Mari­nos Atha­nas­so­po­ulos
Yapımcı Şirket : Theo Ange­lo­po­ulos Film Pro­duc­ti­ons
Ortak Yapım­cı­lar : STUDIO 217 ARS, CLASSIC SRL, LICHTMEER FILM
Tür­kiye Hak­ları : FİLMARTI Film San. ve Tic. Ltd.
Dağı­tım : TİGLON FİLM
Süresi/Formatı/Yılı : 122 dakika, 1.85:1, Renkli, 2008
Türü : Dram

Oyun­cu­lar
Yönet­men A: Wil­lem Dafoe
Jacob: Bruno Ganz
Spy­ros: Mic­hel Pic­coli
Eleni: Irène Jacob
Helga: Chris­ti­ane Paul
Küçük Eleni: Tizi­ana Pfiff­ner
Sek­re­ter: Kos­tas Apos­to­li­dis
Tren­deki Adam: Ale­xand­ros Mylo­nas
Otel Müdürü: Nor­man Moz­zato
Bes­teci: Reni Pit­taki
A’nın Asis­tanı: Ales­sia Franchini


  • Print
  • RSS
  • PDF
  • Facebook
  • Twitter
  • Digg
  • Google Bookmarks
  • Live
  • MSN Reporter
  • del.icio.us
  • LinkedIn
  • NewsVine
  • Technorati
  • Reddit
  • FriendFeed
  • ThisNext
  • Mixx
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • Tumblr
  • Slashdot
  • Identi.ca
  • HackerNews
  • Netvouz
  • StumbleUpon

İlgili başka yazı bulunamadı.

Etiketler: , ,

Yorum yazın

Asgari Ücret 577 TL
Açlık Sınırı 843 TL
Yok­sul­luk Sınırı 2.746 TL
Milli Gelir (Kişi Başı)
13920$ (DB 2008)
BM İnsani Geliş­miş­lik Sırası
79 (UN HDR 2009)
Kadın Mil­let­ve­kili Oranı
%9,09 (2007)
Bebek Ölüm­leri Oranı
%2,578 (CIA, 2009)
İşsiz­lik Oranı
%14,5 (Ocak 2010)

SÜREKLİ GÜNDEM

tr_kanAkarDevletBakar