Neredeydik Nerelere Geldik?
Şimdi tam düzeltemiycem, her yerden de baktım bulamadım; Ebru Gündeş ten rengi mi yoksa bej çorap mı giyiyorun filmi var, bu yok! O yüzden hatırladığım kadarıyla idare ediverin lütfen:
“Türkiye ( ya da bu ülke) nereye gidiyor diye soranlar. Türkiye Bağdat Caddesine, Beyoğlu’na, Nişantaşı'na gidiyor! Hayatı hafife alanların gazetesi Cadde yakında Milliyet’le birlikte çıkıyor!”
Tırnak içinde verdim ama metin birebir bu değil. Ama asıl metin daha vurucu.
Nerden başlayacağını bilmiyorsan yazma diyebilirsiniz elbette ama sorun bir bilmemezlik değil de sofrada önce hangisine saldırsam açmazı daha çok. Zeytinyağlılardan girelim!
Bildiğiniz gibi Milliyet’in genel yayın yönetmeni Sedat Ergin’di. Adam yokluğundan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendine hakim olamayıp bağırıp çağırdığında, demokrasiyle çağdaş yaşamla ilgisi olmayan sözler söylediğinde, danışmanlarının bile yetişemediği kimi doğaçlamalarla cehaletini dışa vurduğunda, işte bu Sedat Ergin, hiç de lafını esirgemeden “Bak Başbakan, ona öyle demezler...” diye başyazıyı yazıyordu. Baktı ki Başbakan anlamadı, “Bak hala anlamadın, ben onu demiyorum...” diye bir daha yazıyordu. Bu adam çekinmiyor, kıvırmıyor, muğlak ifadelerle gerginliği yatıştırmıyor, nereye giderse oraya gidiyordu.
Ki.
(Sayın Devrim biliyoruz o “ki” öyle konmaz, ama siz kendi işinize bakınız. İşiniz derken Vodafone reklamı. Öyle değil mi allahaşkınıza. Filiz’in de kulakları çınlasın. Evet Huysuz Virjin’le Perihan Mağden aynı anda ısırdı beni.)
Ki.
Hükümet Oğuz Aral’ı da saygıyla anarak “gacırt” diye milyarlarca dolarlık vergi cezasını Doğan Grubu’na bildirdi. Şimdi demiyorum ki ben Sedat Ergin grubun tek yiğit yazarıydı. Ama o Milliyet’in genel yayın yönetmeniydi.
Ki.
Görevinden alındı. Gazeteyi çok siyasi ve asık yüzlü yapıyormuş. Gazete soğuk görünümünden ve içeriğinden ötürü okunmuyormuş. Ben NTV Yayınları’yla ortak olarak okuyan bir kez de böyle okusun, okumayanlar artık okusun diye Milliyet’in çizgi roman (Atilla Dorsay, çizgi romana “yüzeyselliği aşikar bir yan tür” dediğini unutmadım. İntikam ateşiyle yanıyor yüreğim. Billions of blistering blue barnacles!) sürümünü beklerken, gazetenin genel yayın yönetmenliğine Vatan Gazetesi’nden Tayfun Devecioğlu getirildi. Sedat Ergin veda ederken çalışma arkadaşlarına bu işin hükümetle bir ilgisi yok, söylentilere bakmayın dedi ve biz elbette biliyoruz ki katiller en kısa sürede yakalanacaktır, bu hükümetin namus borcudur.

Geleneksel olarak görevi devreden yayın yönetmeni birinci sayfadan okurlarla veda ederdi, ettirilmedi! Tayfun Devecioğlu’nun takdiriyle!
Sedat Ergin şimdi(lik) Hürriyet’te yazıyor.
Dönelim reklama. Siz lastik kokusunu aldınız mı bilmem ama ses duyulmuş olmalı. Milliyet öyle bir dönüş yaptı ki, kendinin bile başı dönmüştür. Bu ülke nereye gidiyor diyenler, bu ülke Bağdat Caddesine gidiyormuş. Bak bak bak, densize bak! Yani “Bu ülke nereye gidiyor” diyenleri marjinal yapıyor, takıntılı yapıyor, dalgasını geçerek de “biz onlardan değiliz” diyor. Devamında da (aradan kaçan tipler olursa diye) hayatı hafife alanlara sesleniyor. Hani tutun yakalayın çekin bir ara sokağa bu metin yazarını karanlıkta, yakasına yapışıp sorun “nedir lan hayatı hafife almak, bir anlat bakayım şunu şimdi”. Yemin ederim korku zoruyla dahi olsa birşeyler söyleyemez. Sorumsuzluğun, cehaletin, teknolojiyi kullanmanın vefakat hakkında zerre bilgi sahibi olmamanın erdem gibi gösterilmesidir olsa olsa.
E ne diyorsun hasıl-ı kelam.
Diyorum ki (Sedat Ergin’e), sen yaptırır mısın Ceza’ya öyle “Türkiye Seninle Gurur Duyuyor" reklamları? (Aşağıda linki var, ben yazıya dahil edemiyorum görsel olarak. Hayatı hafife mi alıyorum nedir?) İşinden de olursun, böyle Nil Karaibrahimgilleroğullarından kuşağı reklam metin yazarlarının projelerine de konu kurbanı olur o anlı şanlı Milliyet.
Bir sonraki yazıya kadar “Komik diziler komik kalsın, ağlak dizilerden müşteri çalmaya kalkmasın vakfı”nın kurulması dileğiyle demlendikten sonra yarım saati geçmemiş çaylarınızdaki buğu, gözlerinizdeki nemm (yaaa... nasılmış! Esra Ceyhan yapınca bir şey olmuyor ama değil mi? Bu arada vakıf konusundaki temennim ciddidir.)
http://www.youtube.com/watch?v=wReZ9s60Wa4
İlgili başka yazı bulunamadı.



Notlar:
1- Editör reklam filmini yazıya dahil etmiş, şimdi izlemesi daha kolay. Teşekkür ederim.
2- Bu yazıyı okuduysanız üzerine bir de Robert Redford'un 1980 tarihli Brubaker filmini de izleyin. Hem Morgan Freeman'ın gençliğini de görmüş olursunuz.