Üzdün Beni Cim Bom, Soldurdun!
İçinizden birinin kafasını yarsam ne olur!
Kafanıza dikiş atılsa ne olur!
Futbol sahasında olursa bir şey olmuyor!
Hakem “Oyna!” diyor!
Avantaja bırakıyor!
Kalk kalk! Bişeyin yok diyor!
***
Dahası dahası!
Adam kadına vurur!
Kadın yine de akşam yemeğini hazırlar.
Çocuklara belli etmez, gülümsemeye çalışır.
Kadının analık duygusunu anlıyoruz da!
Federasyonun ısrarını anlayamıyoruz!
Hakeminin kafasını yarıyorlar!
Federasyon “dikiş attır, çık, yönet” diyor!
Adnan Polat bizzat gelip hakeme kafa atmadıkça, Aziz Yıldırım şöyle tokadı yan hakemin ensesine aşketmedikçe federasyon takımların bu durumdan sorumlu tutulmalarını yersiz buluyor!
***
Ah ahhh!
Feysbuk için başlığım bile hazırdı.
“Saracoğlu Hareket Orduları Komutanı Frank Rijkaard,
Siz bugün orada yalnız Fenerbahçe’yi değil aynı zamanda Galatasaray’ın makus talihini de yendiniz.
Tebrik ve takdirlerimi kabul buyurunuz.
Yukarı New York Tugay Komutanı Miralay Burak”
***
Ah Cim Bom ah!
Bu kaçıncı yazışım.
Üzdün beni Cim Bom, soldurdun!
Doğrusu ya yenileceğimizi biliyordum.
Ama Daum’un “küçük esnaf” yaklaşımına karşın, bir büyük projeyi hayata geçirmeye çalışırken yenileceğimizi sanıyordum. Saldırı hattımız çok iyiyken, savunmamızda sorun vardı. Daum hiç maceraya girmez, bekler, bu zaafları (bugünlerde aldı bir zafiyet gidiyor, hastalık lan o!) kullanır, bizi yenerdi. “Küçük esnaflığı” burdan geliyor.
Non, Je Ne Regrette Rien diye şarkımı da hazırlamıştım. (Bu hafta ikidir bu şarkıyı yazıyorum, dinlemek farz oldu).
Ama zannımca ne benim ne de Rijkaard’ın anlayabildiği silik, abuk, sezon başından beri de şahit olmadığım bir oyunla yenildik. Hele son 15 dakika 2-1 önde olan Galatasaray’mışçasına anlamsız top çevirmeleri anlayamıyorum. Yine son 15 dakikada Fenerbahçe’nin hiç de baş döndürücü olmayan makul hücumlarını karşılarken “ya! beni oraya getirtme şimdi. Ya orta yap ya da ceza alanına yaklaş da müdahale edeyim” diyen Galatasaray savunmacılarını da anlayamıyorum. Keza buna seyirci kalan Rijkaard’ı da anlayamıyorum.

- Tebrikler Fenerbahçe. [Fotoğraf:www.ntvmsnbc.com]
***
Galatasaray’lı oyunculara bir sözüm var. Fenerbahçe taraftarları, oyuncuları... Her zaman Galatasaray’ı yeneceklerini söylüyorlar. Forumlarında dalga geçiyorlar. Lige 6 puan önde başladık diyorlar. Ben her seferinde “göstereceğiz size” diyorum. Gösteremiyoruz.
Siz ne diyorsunuz? Bunlar bana söylense, ölesiye koşar, bildiğim bilmediğim bütün futbol tekniklerini kullanır, en azından yenilgiye direnirdim.
Siz ise dün sahada “maç bitse de eve gidip Playstation oynasak” der gibiydiniz. Buna aklım ermiyor. Trafikte korna için adam öldürecek potansiyele sahip Türk oyuncularımız, bu kadar ağır eleştiriler karşısında bile bilenip şu maçta elinden geleni yapmıyor.
Üzülmüyor musunuz, incinmiyor musunuz, maçtan sonraki alaylı gülüşler sizi hiç rahatsız etmiyor mu?
***
Futboldan anlamam ama Rijkaard futbol konusunda herkesin konuşma hakkı vardır demişti.
İşte ben de konuştum.
Hakkımı kullandım.
Yazmam daha aşk şiiri.
İlgili başka yazı bulunamadı.



Kocasından dayak yiyen bir kadının "analık duygusunu" anlayamıyorum ben özür dilerim. Benzetmeniz son derece yanlış. Ben yanlış anlamış da olabilirim ama bu gibi ifadeler "üzdün beni Tarihte Bugün" diye hissetmeme neden oluyor.
Merhaba Gani Bey,
Kocasından dayak yiyen kadının analık duygusuyla çocuklarına durumu belli etmemesi anlaşılabilir bir durumdur. Sözkonusu kadının ruh halini anlayabiliyorum, ama bunu anlayabildiğimi söylerken, bu davranışı onayladığımı belirtmek istemiyorum.
Vurgulamaya çalışılan çelişki görece hiç bir yetki ve yaptırım gücünü elinde bulundurmayan bir kadınla, Türkiye'deki bütün futbol etkinliklerini düzenleme ve her türlü yaptırımı uygulama gücüne sahip bir tüzel kişiliğin aynı "onaylamadığımız" kaderi paylaşmasıdır.
Esenlikle.