Kitap - Bit Palas

İstanbul'da 60'larda yükselen bir apartmanın, Bonbon Palas'ın hikâyesi var karşımızda. Sıradışı olmayan sakinleri ile arz-ı endam ediyor Bonbon Palas. Temizlik hastası Hijyen Tijen, torunlarına tuhaf masallar anlatan bir dede Hacı Hacı, Ateşmizacoğulları, köpeğiyle bodrum katta konaklayan genç Sidar, masum Mavi Metres, bilim kariyerini yok sayan Karısı Nadya, 'bu yaşta' makyaj yapması yadırganmayan Madam Teyze, biricik oğluna gözü gibi bakan kapıcı Meryem, tüm sakinlerin bigudi sepetinde bile olsa bir şekilde yollarının kesiştiği kuaför salonunun ayrı düşmüş ayrı kalamamış ikiz sahipleri Cemal ve Celal...
Bahçesinde gülibrişim ağacı ekili, art nouveau mimarideki Bonbon Palas'ın belki de tek kötü yanı, önüne atılan çöplerden ötürü dayanılmaz bir kokuya hapsolması. Apartmanın kötü kaderi, ne eski bir mezarlık üzerine yapılmış olması, ne de altında bir yatır olması. Nahoşluk apartman sakinlerinde de değil, sanki İstanbul'un kendisinde. Çöplerde, çöplerini atanlarda, biriktirenlerde, çöp kusan İstanbul'da.
Çoğunluk apartman sakinlerinden oluşan roman kahramanlarının ayrıntılı özelliklerini bulabiliyoruz. Ama bu, Şafak'ın daha çok işi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Madam Teyze, Hijyen Tijen ya da Meryem ne kadar tanıdık gelirse gelsin bize, Şafak'a özgü birer karakter değiller henüz. İstanbul'u da adeta bir karakter hâline soktuğunu söylememe belki kimseler katılmayacaktır. Ancak doğumuna bir gün kalmış bir gebeye benzeyen, hep yiyen ve çöp üreten bir şehir, bana romandaki herhangi bir karakter kadar sıradan olsa da, nihayetinde bir karakter olarak göründü. Zaten kitabı okumaya başlayınca belki de damağımda kalan bu İstanbul tortusunun nedeni bu olsa gerek. Bakmaya çalıştıkça renginin ne olduğunu anlayamadığım bir şehir. Çoğunluk için İstanbul, gelinen bir yerdir. Şafak için de öyle. Oysa ben İstanbul'da doğmama rağmen, bu şehri anlatan en iyi metinlerin bir 'yabancı' tarafından kaleme alınmasına serzeniş belki de benimki.
Kitaba dönersek, üç ana bölümde seriyor Şafak hikâyesini. Öncesi, daha öncesi ve şimdiki zaman olarak. Şimdiki zamanda yaşananlarsa zekice olmayan -olması da gerekmeyen- ama hoş bir biçemle, apartman daire numaralarına göre bölümleniyor. Daha gerçekçi ve samimi bir anlatım tarzı. Hayatları birbirinden ayıran duvarlar ve kapılar gibi, her bir bölümde ayrı bir hikâyeye tanık ediliyoruz. Apartmanın bir diğer sakini olarak konuşan birinci tekil şahsın üniversitede öğretim görevlisi olduğunu, kadınlarda ne aradığını bilemeden evlenip ayrıldığını ve böcek korkusu olduğunu söyleyebiliriz. İniş çıkışlı bir ilişki yaşadığı ancak her daim güvenmekten geri durmadığı varlıklı arkadaşıyla herkese bir kulp bulabilmeleri, verip veriştirmeleri, etiketleyip yaftamaları, sonunda üzerine iki kadeh daha yuvarlamaları dikkate değer.
Bit Palas'ta daha açık bir dil kullandığını düşündüğüm Şafak'ın bu romanını bir solukta okuma isteği ile yavaş yavaş okuma ve hiç bitmesin istemeyle karışık bir ruh hâli ile okuyuşumi belki de önceden bahsettiğim İstanbulluluğa ilişkin bir şey. Bunca söze rağmen romanın bir İstanbul kitabı olduğunu düşünmeyin. Gerçeklik ve saçma üzerine kurulmuş örgüsünün hangi dalına tutunduğunuza bakar.
Yeni bir ülke, başka bir şehir bulsam da arkamdan geleceğini hatırlattığı için bu şehrin, Bit Palas, 2002'de basılmasına rağmen ve kitabı elime yeni alışımın şerefine, beni uykumdan uyandırarak hakkında eften püften bir eleştiri yazılarak rafta sizleri bekliyor.
Bit Palas, Elif Şafak
Metis Edebiyat
İlk Basım: Mart 2002
381 s.
İlgili başka yazı bulunamadı.


