Sayma Has­tası

4 Ağustos 2007, Cumartesi
Çeviren: Yasin Kokarca

Leyla Enver / arabwomanblues.blogspot.com / 2007-07-29

Çeviren: Yasin Kokarca

Merhaba, adım Leyla ve ben bir sayma hastasıyım.

Bu sinsi hastalığın belirtilerini ilk olarak 2003'te fark ettim ve o zamandan beri kötüleşiyor. Buna ben neden olmadım, hastalığımı kontrol edemiyorum ve iyileşip iyileşemeyeceğimi de bilmiyorum.

Bu tuhaf sıkıntıyı daha önce hiç duymamış olanlarınız için hastalığın belirtilerini tarif etmeye çalışayım ki ne dediğimi anlayabilesiniz.

Günlerim, bu kontrol edilemez sayma dürtüsü ile geçiyor. Evet saymak, toplamak, yekun almak gibi. Bu takıntının bir zorlantıya döndüğünü fark ediyorum ve kendimi tamamen güçsüz hissediyorum. Hayatım tam anlamıyla kontrol edilemez bir hal aldı.

Yalnızca geçen gün, İman'ın ölüm haberi ile tetiklenen bu dürtü beni yeniden sardı.

O günden sonra zorlantı öfke olarak kendini göstermeye başladı. Artık uyuyamıyorum ve koyun saymak yerine listeler yapıyorum.

Kafamda herşeyin bir listesi var. Ölenlerin, tutuklananların, işkence edilenlerin, iltica edenlerin, kayıplara karışanların... Ben de bunları sayıp karmaşık toplama işlemleri yapıyorum.

Aslında vefat eden bütün akrabalarım ve arkadaşlarım için 'derli toplu' bir listem var: Nebil, Halid, Suheyr'in kocası, Nadya'nın annesi, Hasan, Ömer ve İman.

Bir de tutuklananların listesi var: Kemal, Ömer (ama cezaevinde öldü), Radi ve ailesi (Azamiye esir kampında), Nadya ve ailesi (diğer esir kampı El Ameriye'de) ve Yarmuk, Kerrada, Amil, Mansur ve Taci gettolarındaki diğerleri.

Dövülen veya işkence edilenlerin listesi şöyle: Kemal, Ömer, Selam, Rauf, Suheyr'in kocası.

Hasta olup tedavi göremeyenlerin listesi de var: Radi, Rauf, Zekeriya, Randa, Samira Teyze, Osman...

Kaybolan ve kendilerinden haber alınamayanların da listesi var: Sarkis, Ann, Kerim...

İltica edenlerin de bir listesi var. Bu biraz uzunca: Ayşe, Bekir, Velid, Hişam, Nada, Mundir, Afaf, Zeynep... Sayamıyorum bile, çok uzun.

İşsizlerin de listesi var: Radi, Rauf, Osman, Ayda, -kahretsin bu da çok uzun. Tanıdığım hemen herkes işsiz.

Duygusal olarak travma geçirenlerin de çok çok uzun bir listesi var: Yukarıda saydığım tüm isimler, ben, annem ve tanıdığım herkes.

Hesaplarıma göre listede tüm ailem, akrabalarım, arkadaşlarım ve komşularımız var.

Tabi eklememiz gerekenler de var: Akrabalarımızın akrabaları, arkadaşların arkadaşları, komşuların akrabaları ve onları narkadaşları...

Hesaplarım doğruysa HEPİMİZ listede varız. Belki Yeşil Bölge'deki dolandırıcılar hariç her birimiz. Bütün bir ülke.

Tüm ülke yaklaşık 21 milyon kişi. Lütfen bana bir iyilik yapın ve şu eskimiş 26 milyon rakamını artık kullanmayın. Neden mi?

Yaptırımlardan önce 25 milyon olduğumuzu varsayalım. Yaptırımlar nedeni ile 500 bini çocuk yaklaşık 1 milyon 700 bin kişi öldü. Ardından 'Özgürlük Operasyonu' 1 milyon kişiyi daha katletti -ki aldıkları yaralardan ölenleri saymıyorum. Buna 2003'ten beri (günde 2 bin 500'ü bulan bir oranda) iltica eden 2 milyon 200 bin kişiyi de ilave edelim. (Ülke içinde yer değiştiren 2 milyon 200 bin kişiyi saymıyorum)

Böylece 2 milyon 700 bin ölü-katledilen ve 2 milyon 200 bin mülteci oluyor. Bu da 4 milyon 900 bin kişi artık yok demek.

Bu toplamı önceki 25 milyondan düşersek 20 milyon 100 bin kişi kalıyor. Ama kolaylık olsun diye buna 20 milyon diyelim.

Bir başka deyişle 5 milyon kişi AZALDIK. O yüzden elinizdeki rakamları düzeltin. Bu sayıda size gerçekten büyük cömertlik yaptığımı da söyleyeyim.

Batılı ideologların Malthus'un nüfus kontrol kuramlarına düşkün olduğunu biliyorum ama bu biraz fazla değil mi?

'Tavşanlar gibi ürediğimiz' gerçeğinden hoşlanmadığınızı ve bazı iyi kalpli ajanslarınız ve STK'larınızın zorunlu ve beceriksiz kısırlaştırma kampanyalarına katıldığını biliyorum. Bu yöntemi Hindistan'da kime sorsanız size anlatır.

Ama nüfus kontrol yöntemi olarak fiziksel varlığını ortadan kaldırma mertebesine kadar ilerlemek bana biraz şey gibi geliyor... Nasıl desem? Nazi... Haksız mıyım?

Benzer şekilde, işgal altındaki Filistinlilere de bir sorun bakalım. Size, bizzat tecrübe ettikleri bu tarz yöntemleri anlatacaklardır.

Eğer Hindistan ve işgal altındaki Filistin size fazla egzotik geldiyse ya da haritada bu ülkeleri bulamıyorsanız, çok da uzaklara gitmenize gerek yok aslında. Amerikan yerlilerini hatırlarsınız. Orası sizin ülkeniz nasılsa. Tabi olanları hatırladığınızı ve gerektiği gibi belleğinizi yitirmediğinizi varsayıyorum.

Hayat vermekten hoşlanmıyorsanız size yardımcı olamam. Bunun yerine hayatlarınızı Dow Jones'a adamayı seçmişseniz, gerçekten yardım edemem size. Ama bizi halletmek için bu yöntemi seçmenizin nedeni bu olamaz ki. Hele kendinizi 'uygar bir toplum' olarak tanımlamayı seçmiş iken.

Eğer yaşananlar SOYKIRIM değilse nedir artık bilmiyorum.

Ama durun, sayma hastalığım durmak bilmiyor. Sizi de düşünüyorum.

Görünüşe göre tüm askerleriniz için de bir listem var. Şimdiye dek 4 bini gitti. Bu resmi rakam. Resmi olmayan sayıysa binlerce...

Ama en önemli listem bu değil bir sonraki.

Bakalım... En az 175 bin Amerikan askeri var.

Buna bir de 50 bin paralı askeri ekleyin. Tam sayıyı Blackwater Inc.'den alabiliyor olmanız lazım.

Lojistik destek birimlerini saymıyorum. Bu ifadeyi de seviyorum. Çok sofistike. Lojistik destek birimleri demek: aşçılar, büyükelçilik çalışanları, korumalar, güvenlik ajanları vs. demek. Şimdiye kadar 'demokrasi'ye saçını süpürge edenlerin ilk toplamı 225 bin etti.

Durun daha bitirmedim. Bunun bir zorlantı olduğunu söyledim size.

Bu 225 bine tamamı ABD tarafından eğitilmiş Irak 'ordu' ve 'polis' gücünü ekleyin. Resmi rakam 360 bin civarında. İkisinin toplamı 585 bin eder.

Sabredin, dahası var...

Bu 585 bine İran'dan destek alan eğitilmiş milisleri ekleyin.

Şimdi alçakgönüllü bir varsayım yapalım. İran'a iyi davranıyorum görüyorsunuz.

Mezheplere göre dağılmış 22 milis gücü var. Esas aktörler şöyle:
- Mukteda Es Sadr ve idmanlı çocukları Mehdi Ordusu - 50 bin
- El Hekim ve Bedir Tugayları - 25 bin
- Irak İçişleri Bakanlığı'nın 'şok ve dehşet' Korkusuz Savaşçı Tugayları - 20 bin
- Lübnan'da Hasan Nasrallah sayesinde eğitilen Irak Hizbullahı - 3 bin.

Çelebi, Sistani ve Maliki'nin milisleri ve İran Devrim Konseyi'nin İranlı komandolarını dahil etmedim. Bunlar da 98 binlik bir ara toplam ediyor. Şuna 100 bin diyelim, ne de olsa İran'a çok cömert davranmıştım.

Durun, durun, dahası var...

İsrail tarafından eğitilen ve silahlandırılan Kürt peşmergeler. Bir çoğu Felluce katliamlarına katılmış olan peşmergeler şimdi 'yeni güvenlik planı' yürürlüğe girdiği için Bağdat'ta yoğunlaşmış durumdalar. Bağdat için elimde kesin sayı yok ama 6 ay önce okuduğum son rapora göre en az 20 bin kişi oldukları söyleniyor.

Buna göre GENEL TOPLAM: 585 bin + 100 bin + 20 bin = 705 bin yapıyor.

Yine, lojistik destek birimlerini saymadığım ve peşmergeler için düşük bir tahminde bulunduğum için bu sayıyı 710 bine yuvarlıyorum.

Etrafta 710 bin eli silahlı katil dolanıyor.

Sabırlı olun, sabır erdemdir. Sabretmeyi bana sorun.

Şimdi şöyle devam etmeniz gerekiyor: Nüfusu, katillerin sayısına bölelim. 20 milyonu 710 bine bölersek 2,9 ediyor. Bunu da 3'e yuvarlayın.

Buna göre 3 Iraklı başına 1 katil var. Ve bu tahminlerin alçakgönüllü olduğunu da akıldan çıkarmayalım.

Şimdi, neden kaçan-iltica edenlerin 4,2 milyon, ölen Iraklıların da milyonlarla ölçüldüğünü anlayabilirsiniz.

Ama her zorlantının bir de iyi yönü var...

Yediyüz bin katil ortalıkta dolanıyor. Üç kişiye bir kişi. Dünyadaki en büyük ordu.

Dünyanın 1 numaralı ordusu. Sofistike, gelişmiş, iler teknoloji sahibi. Operasyon üzerine operasyon yapıp kıdemli bir yetkilinizin söylediği gibi 'Profesyonel Darvinizm'i uygulayan bir ordu.

Geçen dört yılın ardından, lojistik destek birimleri ile, askerleri ile, milisleri ile, paralı askerleri ile, özel güvenlik güçleri ile, peşmergeleri ile bir tek mahalleyi, geçiti, köşebaşını kontrol edip güvenli hale getiremedi.

Buna ne denir? Ben buna BOZGUN diyorum.

Bazılarınız bozgunu Hollywood tarzı düşünüyor olabilir. Askerler başları önlerinde, sırtlarında büyük çantalarıyla günbatımına doğru yürürler... Onlar filmlerde olur canlarım.

BOZGUN, sizin için çalışan en az 700 bin puşt varken ve bunların sayısını sürekli artırıyorken bir şey başaramamaktır.

Anlıyorsunuz değil mi?

Bozgun madalyonunun diğer yüzünde ise DİRENİŞ var.

Dört yılın sonunda buna DİRENİŞ demiyorsanız ne dersiniz bilemem. Ve bu ordu guya dünyanın 1 numaralı ordusu.

İstediğiniz kadar operasyon yapın, dünyadaki bütün özel güvenlik güçlerini getirin, trilyonlarca dolar ödeyip tüm paralı askerleri kiralayın, çark edip istediğiniz düşmanla uzlaşın, milisler, caniler, ölüm makinaları, işkenceciler ve keskin nişancılarla anlaşın. YENİLDİNİZ.

Artık kabul edelim: 4 yılda ülkeyi huzura erdiremediyseniz, demek ki 10 yılda, 20 yılda hatta 50 yılda da yapmayacaksınız.

Evet bayanlar baylar, buna DİRENİŞ denir.

Merhaba, adım Leyla ve ben bir sayma hastasıyım. Buna ben neden olmadım, hastalığımı kontrol edemiyorum ama sizin ölüm bağımlılığınız, milyonları iyileştirdiği gibi beni de iyileştiriyor.

Bunu kutlamaya değer mi? Neden olmasın?

O halde benimle birlikte tekrar edin.

Yaşasın direniş - Yaşasın Irak Direnişi!

Blog-notun alıntılandığı yer:
http://arabwomanblues.blogspot.com/2007/07/addoholic_29.html

  • Print
  • RSS
  • PDF
  • Facebook
  • Twitter
  • Digg
  • Google Bookmarks
  • Live
  • MSN Reporter
  • del.icio.us
  • LinkedIn
  • NewsVine
  • Technorati
  • Reddit
  • FriendFeed
  • ThisNext
  • Mixx
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • Tumblr
  • Slashdot
  • Identi.ca
  • HackerNews
  • Netvouz
  • StumbleUpon

İlgili başka yazı bulunamadı.

Etiketler: , , , , ,

Yorum yazın

Asgari Ücret 577 TL
Açlık Sınırı 843 TL
Yok­sul­luk Sınırı 2.746 TL
Milli Gelir (Kişi Başı)
13920$ (DB 2008)
BM İnsani Geliş­miş­lik Sırası
79 (UN HDR 2009)
Kadın Mil­let­ve­kili Oranı
%9,09 (2007)
Bebek Ölüm­leri Oranı
%2,578 (CIA, 2009)
İşsiz­lik Oranı
%14,5 (Ocak 2010)

SÜREKLİ GÜNDEM

tr_kanAkarDevletBakar