"Derin Uyku Adamı..."
| |
||
|
“Her mihnet kabulüm, TRT Yurttan Sesler Korosu’na kalsa ben hayatta Türk Halk Müziği sevemezdim (Türkü demek istiyorum). Bir sürü anne ve baba, iç dekorasyon bölümü bitirme ödevini andıran bir dekor önünde, kesinlikle akşam ne pişeceğini ve beyazları ıslanmaya bıraktığını düşünerek, baygın gözlerle ve bir görev anlayışıyla söylüyor: “Yine yeşillendi, Niğde bağları..” Hadiyiniz ordan... Gözümde sapsarı yapraklarıyla, kurumuş bakımsız uçsuz bucaksız bir üzüm bağı canlanıyor... Öyle yeşillenmez “Niğde Bağları”... Burada seksen sonrası cinfikir kuşakların yaptığı gibi, tarihin kendileriyle, Star Wars filmleri ve Sezen Aksu’yla başladığı iddiasında değilim. İnanıyorum ki, bu türküleri seslendiren sanatçıların hemen hepsi çok değerlidir, türkülerimizi, onların öykülerini, derleyenleri bilirler, ömürlerini bunu anlamak, icra etmek üzerine harcamışlardır. Nota bilirler, en az bir enstrüman çalarlar. Ayrıca beyazların yıkanması da kuantum fiziği kadar önemlidir. Yemeğin pişmesi de. Benim itirazım şekile, sunum biçimine... Niğde Bağları ne yapsanız da öyle yeşillenmez çünkü... Sonra Ruhi Su’yu dinledim. Çok kalın ve “kötü” bir sesi vardı. İlk kez dinledikten sonra, bu kadar kötü sesli bir adam nasıl sevilebilir dedim. Üstelik sadece bağlama/saz çalıyordu. Onu da her zaman çalmıyor, bazen sadece söylüyordu. Sesi kötü dedim ama bir kaç gün sonra şunu da düşündüm. Bu adam kesinlikle gözlerini kapatarak söylüyordur şarkılarını... Çünkü sesi çok içten geliyordu... “Altın Hızma Mülayim Sonra Neşet Ertaş’ı tanıdım. Kendime göre kutsal saydığım şeyler var. Mesela mideme ağrılar veren, “Babam ve Oğlum” adlı filmde, bir kardeş diğerine, “sen çok iyi bir insansın, hiç değişme hep böyle kal olur mu” diyor. Herhalde böyle sentetik diyaloglar sadece filmlerde olur. Ama ben yine de ibadetin gizli yapılması taraftarıyım. O yüzden O’nun hakkında çok bir şey yazmayacağım burda. Fakat Neşet Ertaş söyleyince, görüyordum o Konya’daki yemyeşil bağları, o yeşermenin verdiği coşkuyu… Bunları söylüyorum çünkü, mütevazı solcu arkadaşlarımın ifadelerinin aksine “şekil” önemlidir. Sunum şekli önemlidir. Aksi halde, “içerik çok güzel, amacımız çok naif, hadi hissedin bu güzelliği” diyerek kimseye ulaşılamaz. Tarih kitabı diye ucube şeyler okutuyoruz. Cumhuriyet ne zaman ilan oldu? İşgalci devletler hangileriydi? Devrimleri sayınız… Oysa ki… Hasan Tahsin ilk kurşunu sıkınca Yunan Ordusu’nda nasıl bir moral çökme oldu. Biz Kore’de ne yapıyorduk? Nazilli Basma fabrikası niye açıldı? Bunların yanıtını öğretmemiz lazım. Tarih dersleri ve kitapları yasak savmak için değil siyasi bilinç oluşturmak ve günümüzde toplumsal hareketlerin yönünün anlaşılabilmesi için verilmeli. Altan Öymen’in Bir Dönem Bir Çocuk ve Değişim Yılları kitapları Milli Eğitim Bakanı olduğumda tarih kitabı olarak seçeceğim kitaplardır. Bütün bunları ondan yazıyorum… TRT Yurttan Sesler Korosu’nun durumunu ayrıca düşüneceğim… |
||
İlgili başka yazı bulunamadı.


