Film Eleş­ti­risi - Tutunamayanlar

7 Şubat 2006, Salı
Yazan: Taraflı Bağımsız Gazete

Işı­lay Yan­baş Tarihte Bugün / 2006-02-07


Ori­ji­nal adı: Voksne men­nes­ker
Yönet­men: Dagur Kári
Oyun­cu­lar: Jakob Cederg­ren, Tilly Scott Peder­sen, Nico­las Bro
Danimarka-İzlanda, 2005, Danca
35 mm. / Siyah-Beyaz / 106'

İlk filmi "Buz­dan Hayaller"le kimi­mi­zin tanı­dığı ya da henüz tanı­ya­ma­dığı
Dani­mar­kalı yönet­men Dagur Kari'nin fil­mog­ra­fi­sin­deki ikinci uzun met­rajlı
filmi "Tutu­na­ma­yan­lar" yeni yılın ilk haf­ta­sında ülke­mizde gös­te­rime girdi.
Seyir­ci­ler ve eleş­tir­men­le­rin ortak beğe­ni­siyle sınıfı "pekiyi" dere­ceyle
geçen "Buz­dan Hayaller"in ardın­dan, sıra­dışı hika­yesi ve farklı gör­sel
seçim­le­riyle 2005 yapımı "Tutu­na­ma­yan­lar" yine çıtanın üstüne çıkmayı
başa­ran bir film...

Önce­likle kolay bir film olma­dı­ğını belirt­me­li­yim "Tutunamayanlar"ın. Hem
izle­yen, hem de yöne­ten için... Hikaye, haya­tını gra­fiti yapa­rak kaza­nan Daniel
'in, içinde bulun­duğu hayata, sis­teme tutu­na­ma­yışı, belki de tutun­mak
iste­me­yişi ekse­ninde geli­şi­yor. Hika­yeyi zen­gin­leş­ti­ren diğer karak­ter­ler
Daniel'in kız arka­daşı Franc, hem en iyi, hem en kötü dostu Roger ve ailesi,
çocuk­ları ve işin­den iba­ret yaşa­mın­daki düzen­den kaçış plan­ları yapan yar­gıç
ola­rak sıra­la­nı­yor. Franc ve Daniel aşkı, Franc'ın çalış­tığı pas­ta­nede
baş­lı­yor. Ancak "Büyük­baba" lakaplı Roger de Franc'a aşık. Daniel'in tek
dostu olduğu için en iyi, ama Franc'a aşık olduğu ve tüm kay­gı­sız­lı­ğına
rağ­men hep dört ayağı üstüne düşen Daniel'e taham­mül ede­me­diği için en kötü
arka­daşı "Büyük­baba" lakaplı Roger, fut­bol hakemi olmak ve hayatta yete­rince
bulun­ma­dı­ğını düşün­düğü kural­la­rın peşin­den git­mek isti­yor. Öyküye son­ra­dan
sızan, Daniel duvar boyar­ken yaka­la­nınca çıkarıl­dığı mah­ke­me­nin haki­mini
ise, son­ra­sında diğer karak­ter­lerle her­hangi bir iliş­kide bulun­ma­ma­sına
rağ­men, diğer­le­rine para­lel ola­rak takip edi­yo­ruz. Özetle fil­min tüm
karak­ter­leri hayatla iliş­ki­le­rinde istik­rarlı bir gidi­şat izle­mekte
zor­la­nı­yor­lar. Böy­lece olay­la­rın akışı, baş­tan sona varo­luş sıkın­tı­sına
kuçak açı­yor, siyah ve beyaz dışın­daki tüm renk­le­rini yiti­ri­yor ve
İskandinavya'nın soğuk rüz­gar­la­rını üstü­müze salıveriyor.

Kopenhag'daki yaşam­la­rı­nın mono­ton­lu­ğunu ve sıkın­tı­sını mar­ji­nal
duruş­la­rıyla kır­maya çalı­şan bu insan­la­rın, kendi haline bıra­kıl­dı­ğında son
derece iç karar­tıcı ola­bi­lecek öykü­leri, fil­min aynı zamanda sena­rist­li­ğini
de yapan Dagur Kari'nin sihirli değ­neği ile absürd bir mizah anla­yışı
kaza­nı­yor. Kimi zaman bize biraz yabancı duran bu mizah anla­yışı, sonuçta
seyir­ciyi inti­hara sürük­len­mek­ten kur­ta­rı­yor der­sek abart­mış olma­yız. Bunda
umut vaat eden bir sonun da etki­sini de yad­sı­maz­sak iyi ede­riz tabi.

Bir­bi­rin­den ayrıl­mış da olsa bir­bi­rini takip eden ve her biri farklı
isim­len­di­ril­miş 10 epi­zot­tan olu­şan senaryo, kla­sik anlatı for­mun­dan uzak
duru­yor. Olay­lar ara­sın­daki neden-sonuç bağı­nın kopuk olma­sı­nın ve hika­ye­nin
başı ve sonu­nun aynı bütüne ait değil­miş gibi dur­ma­sı­nın senaryo düze­yinde
(kimi­leri için) sorun yara­ta­bi­lecek iki unsur olduğu söy­le­ne­bi­lir. Öte
yan­dan, Kari'nin tas­vir etti­ği­mi­zin tersi bir senaryo yaz­mak gibi bir
niye­ti­nin de olma­dı­ğını belirt­me­li­yiz. Ona göre bu senaryo "bir­biri ardına
üret­tiği fikir­le­rin, yavaş yavaş şekil­len­meye baş­la­yan bir iske­let üzerine
yer­leş­ti­ril­me­siyle" oluş­muş. Ken­disi bu konu­daki tutu­munu, "Hikaye örgü­süne
dayalı film­lere kıyasla bir fikir kata­lo­ğunu andı­ran film­leri daha çok
sevi­yo­rum" şeklinde açıkça ilan edi­yor zaten. Filmi izler­ken, ken­di­nize,
Daniel'in niye İspanya'ya git­ti­ğini ya da yar­gı­cın başın­dan geçen hangi
olay­lar sonu­cunda aile­sin­den sıkı­lıp, her­şeyi bıra­ka­rak kaça­cak kadar
buna­lıma gir­di­ğini sor­ma­ya­ca­ğı­nızı iddia edi­yor­sa­nız senar­yoyu seve­cek­si­niz
demek­tir. Aksi tak­tirde duda­ğı­nızı bur­ka­rak, sura­tı­nızı buruş­tu­ra­rak
çıkabi­lir­si­niz filmden.

Son­la­rına doğru kul­la­nı­lan tek bir renkli plan dışında filmi baş­tan sona
siyah-beyaz izli­yo­ruz. Fil­min renk­siz atmos­fe­rine alış­makta çeki­len
zor­luk­tan olsa gerek, ren­gin sine­maya kat­tık­la­rın­dan yok­sun bıra­kı­la­rak
çeki­len bir fil­min günü­müzde neye hiz­met ettiği sorgu-sual edi­le­bi­li­yor
baş­larda. Ancak son­ra­ları, yapı­lan este­tik seçi­min neden­le­rini anlı­yo­ruz.
Kah­ra­man­la­rı­mıza sunu­lan dünya mono­ton­luğa mah­kum, sıkıcı gün­de­lik­ler ve
kural­lar­dan iba­ret bir dünya, yani renk­siz, yani siyah-beyaz. Buna kar­şın bu
düzeni kır­maya çalı­şan genç­ler ancak mar­ji­nal­lik­le­rine yas­la­na­rak iyi kötü
varolma der­dine düşü­yor­lar, yani uçlarda gezi­ni­yor­lar, yani ya siyah ya
beyaz diyor­lar... Yönet­me­nin siyah-beyaz film kul­la­nır­ken düşün­düğü ise
öykü­sün­deki baş­kal­dırı ve isyan gibi tema­ları yoğun ola­rak bul­duğu 60'lı
yıl­la­rın film­le­rine selam dur­mak. Bir de bu fil­min "şimdiki zamanda olup
yine nos­tal­jik ola­bilme fır­satı" sağ­la­dı­ğını söy­lü­yor, ki hak­sız da sayılmaz.

Tutunamayanlar'ın unu­tul­ma­ması gere­ken önemli nok­ta­la­rın­dan bir diğeri de
müzik­leri. Dagur Kari'nin de biz­zat ele­man­la­rın­dan biri ola­rak görev aldığı
grup "Slo­wb­low" tara­fın­dan yapı­lan müzik­ler fil­min bazı sah­ne­le­rin­deki
absürd atmos­feri tamam­la­mayı başar­ma­sı­nın yanında, pek çok sah­nede, fil­min
önüne geç­me­den var­lı­ğını his­set­ti­ri­yor. Bu arada Buz­dan Hayaller'in
müzik­le­ri­nin de Slowblow'a ait oldu­ğunu belir­te­lim. Cannes'da "Belirli Bir
Bakış" bölü­münde gös­te­ri­len ve 2005 Brük­sel Avrupa Film­leri Fes­ti­vali Büyük
Ödülü gibi pek çok ödül de kaza­nan Tutu­na­ma­yan­lar sıra­dışı bir sinema
dene­yimi yaşa­mak iste­yen­ler için kaçı­rıl­ma­ması gere­ken bir yapım, gele­nek­sel
kalıp­ları ter­cih eden izle­yi­ci­ler içinse ön yar­gı­la­rını kır­ma­ları için iyi
bir fır­sat ola­rak özetlenebilir.

Işı­lay Yanbaş

  • Print
  • RSS
  • PDF
  • Facebook
  • Twitter
  • Digg
  • Google Bookmarks
  • Live
  • MSN Reporter
  • del.icio.us
  • LinkedIn
  • NewsVine
  • Technorati
  • Reddit
  • FriendFeed
  • ThisNext
  • Mixx
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • Tumblr
  • Slashdot
  • Identi.ca
  • HackerNews
  • Netvouz
  • StumbleUpon

Ben­zer yazılar:

  • Film Eleş­ti­risi - Seks ve Fel­sefe Ori­ji­nal adı: Sex and Phi­lo­sophy Yönet­men: Moh­sen Makh­mal­baf Oyun­cu­lar: Daler Naza­rov, Mariam Gaibova, Far­zana Bek­na­za­rov Fransa - İran - Tacikistan,...

Etiketler: , ,

Yorum yazın

Asgari Ücret 577 TL
Açlık Sınırı 843 TL
Yok­sul­luk Sınırı 2.746 TL
Milli Gelir (Kişi Başı)
13920$ (DB 2008)
BM İnsani Geliş­miş­lik Sırası
79 (UN HDR 2009)
Kadın Mil­let­ve­kili Oranı
%9,09 (2007)
Bebek Ölüm­leri Oranı
%2,578 (CIA, 2009)
İşsiz­lik Oranı
%14,5 (Ocak 2010)

SÜREKLİ GÜNDEM

tr_kanAkarDevletBakar