Büyük Bir Mucize
2005-11-12 / Gush Shalom Hareketi
Uri Avnery
Çeviren : Yasin Kokarca
Fransız şehirlerinin kenarlarındaki göçmenler, şehirleri yakıyorlar. İsrail'in kenarlarındaki Kuzey Afrikalı göçmenler, bu hafta ülkemizde demokratik bir devrim gerçekleştirdiler.
İşçi Partisi başkanlık seçiminde "Doğu" kökenliler büyük bir coşkuyla Amir Peretz'e oy vererek, çoğunluğu Aşkenazi olan üst sınıf parti üyelerinin desteklediği Şimon Peres'i yendiler.
("Doğulu", hatalı bir şekilde "Sefarad" olarak anılan, Arap ülkeleri ve diğer İslam ülkelerinden gelenleri ya da onların torunlarını anlatan genel kabul görmüş bir terim artık. Aşkenaziler, Avrupa'dan gelen göçmenler ve onların torunlarıdır. Bu isim Almanya'nın ortaçağ İbranicesindeki adından gelir.)
Bir hafta önce bu sütunda İşçi Partisi üyelerine Peretz'i seçmeleri salık verildi. "Haaretz" Gazetesi'nin seçim günü bastığı o yazı tek bir kişinin oyunu değiştirmişse ne mutlu bana. Çünkü Peretz'in seçilmesi, bana kalırsa parti işlerini aşan, ülkenin geleceğini değiştirebilecek bir olay.
1982 Lübnan savaşının ardından yapılan bir tartışmayı anımsıyorum. Birkaç düzine İsrailli radikal barış eylemcisi, Tel Aviv'de bir binanın çatısında toplanmış ve benim de parlamentoda birkaç yıl temsilciliğini yaptığım Şeli Partisi'nin dağılmasının ardından, yeni bir barış partisi kurma olasılığından konuşuyorlardı.
Toplantıda, Doğulu Yahudi halka ulaşmadan gerçek bir değişim etkisi yaratmada başarılı olamayacağımızı söyledim. Bu insanlar için barış cephesi bir üst sosyoekonomik katmana ait bir Aşkenazi işi gibi duruyor, gösterilerimizde doğulu simalara hemen hiç rastlamıyorduk. İsrail nüfusunun yarısına ulaşamamıştık. Bu durum sürdükçe, barış olmayacaktı.
O zamandan bugüne 23 yıl geçti ve bu durum değişmedi. Doğulu halk kitleleri tüm İsrail "solu"nu boykot etti. Özellikle İşçi Partisi'nden nefret ettiler. Onların gözünde tüm kötü şeyleri temsil eden; Doğulu halkın yoğunlaştığı şehirlere ve semtlere ayrımcılık yapan, sosyal değerlere önem vermeyen, zengini daha zenginleştiren bir ekonomi politikası güden İşçi Partisi'nden. Seçkin Aşkenazilerin uşakları olarak gördükleri "etnik siyasetçilere" karşı ise özel bir teessüfleri vardı.
Barış kampı "Sol"la özleşleştirilir. Yılda bir kez yüzbinler tıpkı bu akşam olduğu gibi öldürülen liderlerini anmak için Tel Aviv'in Rabin Meydanı'nda toplandığında, Doğulular (solcu gençlik hareketlerinin üyeleri dışında) orada olmamaları ile göze çarparlar. "Yalnızca Araplarla ilgileniyorsunuz, bizle değil" ya da "Ramallah sizin için Ramleh'ten daha önemli" gibi yorumları sıkça işitirsiniz. (Ramleh, çoğunlukla Kuzey Afrikalı göçmenlerin yaşadığı bir İsrail kasabası.) Barış düşüncesinin tümü, nedense doğu kasabalarını gözetmeyen, seçkinci, Aşkenazi işi bir tutum olarak kabul edilir.
İşçi Partisi'ne yönelik ikinci ve üçüncü kuşak Doğulularca bile hissedilen bu derinlere işlemiş nefretin birçok nedeni var. Bunlardan biri, 1950'lerde İsrail'e gelen Kuzey Afrikalı göçmenlerin o zamanda tamamen İşçi Partisi'nin hüküm sürdüğü devlet kurumlarınca aşağılandıklarına dair oluşan hissiyat. Batılı ve çağdaş bir tarz öneren İsrail "eritme kabı"nda, göçmenlerden kültürel miraslarını ve gelenklerini geride bırakmaları bekleniyordu.
Faslı göçmenlerin çölün ortasında bir yere gönderilerek burada kendilerine yeni bir kasaba inşa etmeleri söylendiğine dair (gerçek) bir hikâye kuşaktan kuşağa anlatıldı. Kamyonun kasasından inmeyi reddettiklerinde damper kalktı ve göçmenler kelimenin tam anlamıyla kum yığını gibi yere "döküldüler". Göçmenler ülkeye girişlerinde saçlarına DDT tatbik edildiğinde de aşağılanmış hissettiler. Avrupa'daki mülteci kamplarından gelen göçmenlere de aynısı uygulanmıştı ama aşağılanma Doğulu göçmenlerin hafızalarından silinmedi.
İkinci ve üçüncü kuşak Doğulular 'sol'un, kapılarının kendilerine açılmadığı kapalı bir dünya yaratmış olduğuna inandı. Bu hissiyat, Doğu kökenli kimselerin yüksek mevkilere gelmesi, devlet başkanlığı bürosuna girmesi, bakan, profesör ya da başarılı girişimci olmasıyla da yok olmadı. İstatistikler, Doğuluların çoğunluğunun alt sosyo-ekonomik sınıftan olduğunu, yoksulluk sınırının altında yaşadığını ve cezaevlerindeki Doğulu oranlarının yüksek olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak hep birlikte devlet kurumlarının uzunca bir süre "dışında" kalan Likud Partisi'ne oy verdiler. Likud, uzun zamandır iktidarda olmasına rağmen, bugün bile bir muhalefet partisi olarak görülüyor.
Barış cephesi ile Doğulu halk arasındaki gerilimin elbette daha derin nedenleri var. Arap ülkelerinden gelen göçmenlerin çoğu Arap düşmanı olarak gelmiyor, burada Arap düşmanına dönüşüyorlar.
Bu bir çok ülkede bilinen bir olgu: hakim konumdaki ulusun en çok ayrımcılığa uğrayan sınıfı, ulusal azınlıkların ve yabancıların genelde en köktenci düşmanlarını yetiştirir. Ezilenler, altlarında kalanları ezer. Özsaygıları ellerinden alınanlar yalnızca "efendi soy"a dahil olmakla bir miktar haysiyet edinebilirler. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yoksul beyazlar gibi, Fransa'daki mevcut durum gibi.
Üstelik hakim Aşkenazi sınıfı açıkça Doğulu göçmenlerin beraberinde getirdiği Arap kültürünü, telaffuzunu ve müziğini hor görüyor. Araplara yönelik bu aleni ırkçı tavır, Doğulu Yahudilere karşı örtülü bir ırkçılığa dönüştü. Bunlar, savunma mekanizması hâlinde Arap karşıtı bir tutum benimsenmesine yol açtı.
23 yıl önceki tartışmada, gerekli değişimi biz Aşkenazilerden hiçbirinin etkileyemeyeceğini söyledim. Doğu toplumuna yeni bir ruhu yalnızca samimi bir Doğulu önder aşılayabilir. Bu lider 1400 yıl boyunca Avrupalı Yahudiler Nazi ve Rus soykırımı ile karşılaştıkları hâlde, İslam ülkelerindeki Yahudilerin eziyet görmediklerini anımsatabilir. Yahudiler gerçekten de İspanya ve başka yerlerde uzunca bir süre müthiş bir Müslüman-Musevi ortak yaşamının ortağıydılar. Bu önder, toplumuna geçmişindeki gururu ve iki halk arasında bir köprü olma biçimindeki doğal görevini edinme azmini geri verebilir.
Geçen yıllarda bu olmadı, ama şimdi olabilir.
Amir Peretz'in seçilmesi siyasi arenayı tamamen değiştiriyor. İşçi partisi ilk kez Kuzey Afrika toplumunun özgün bir temsilcisi tarafından yönetiliyor. "Etnik" olmayan ancak kökenleri ile gurur duyan ulusal bir önder. Gerçekten de Peretz "Seçildikten sonra yapacağım ilk iş Etnik Şeytan için ötanazi düzenlemek olacak" demişti.
İşçi Partisi 1974'ten bu yana ilk kez, orduda ya da Savunma Bakanlığı'nda yetişmemiş biri tarafından yönetiliyor. Peretz'in esas gündemini sosyal ve ekonomik konular oluşturuyor. Peretz, "sol"un liderlerinin aşırı sağcı ekonomik politikaları desteklemeleri şeklinde İsrail'de uzun zamandır vuku bulan anormal duruma son veriyor. Peretz, devasa savunma bütçesinin ve yerleşim birimlerine yapılan büyük yatırımların, başka hiçbir gelişmiş ülkede bu kadar büyük olmayan zengin ve yoksullar arasındaki uçurumun azaltılması için gereken kaynakları silip süpürmesine son verebilir.
Meslek yaşamının başından beri İsrail-Filistin barışının sürekli savunucusu olan Peretz, bu konuda hiçbir zaman tereddüt etmedi. Peretz'in sosyal mesajı, olması gerektiği gibi barış mesajıyla bağlantılı.
Tüm bunlar sokaklarda dans etmek için yeterli değil elbette. Hayalkırıklığına da uğrayabiliriz. Peretz'i yıldırıcı bir görev silsilesi bekliyor: partisini birleştirmek, Peres'den kalan mirası temizlemek, partiye taze kan aşılamak, gelecek seçimleri kazanmak, başbakan olmak, yeni bir sosyal politika uygulamak, barış yapmak. Peretz şimdi tüm bu süreçte aşama aşama kendini kanıtlamak zorunda.
Yine de iyimser olmak için nedenimiz var. Taraflar arasındaki donmuş cepheler kırılmış durumda. Bu bir "Peretztroyka"nın başlangıcı. Şimdi, toplumun tüm kesimleri tuttukları tarafı değiştirebilir. Barışa çok daha uygun, yeni bir siyasi arena yaratılabilir.
Fransa'da ayrımcılığa maruz kalan Kuzey Afrikalı semtlerden alevler yükseliyor. Ülkemizde ise ayrımcılığa uğrayan Kuzey Afrikalı toplumun bir üyesi başbakanlığa aday. "Burada Büyük Bir Mucize Oldu" atasözü ile anılan Hanuka Bayramı'na altı hafta kala, mutlu olmak için bir nedenimiz var.
Çevirmenin Notu : Bu yazının orjinal haline bu adresten ulaşabilirsiniz.
Uri Avnery
İlgili başka yazı bulunamadı.


