Yeşillerin vedaından
2005-10-20
Almanya'daki genel seçimlerde Sosyal Demokratlar iktidarı devretmiş gibi görünseler de, Hıristiyan Birlik partileri ile aralarındaki oy farkının az olmasına dayanarak sekiz bakanlığı aldılar. Bunların arasında Dışişleri Bakanlığı'nın olduğunu da hatırlatalım. Artık düşe kalka nasıl hükümet ederler orasını bilemeyiz. Bekleyip göreceğiz. Ama Almanya'da iktidara gerçek anlamda veda eden Yeşiller oldu.
Türkiye'de çoğunluk kamuoyu Yeşiller'i duruşma salonlarında davaları takip eden ve İstanbul-Ankara-Diyarbakır üçgenini ziyaret eden parlamenterler olarak tanıdı. Hatta Avupalı parlamenterlerin sık sık Diyarbakır'a gidişi bile eleştirildi. Bu dönemde en çok öne çıkan isimse zamane Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir'in "fahişe" sıfatını uygun gördüğü Claudia Roth olmuştu. Konumuz bu değil aslında.
Avrupa sol siyasi akımında önemli bir yer tutan yeşiller, adlarından da anlaşılacağı gibi çevre konusunu ön plana çıkaran bir politika izliyorlar. Finlandiya, Fransa, İtalya, Belçika ve Almanya'da hükümet ortağı olan yeşil partiler, bir zamanlar siyasetin "gri arenasında ışıldayan bir ayçiçeği" izlenimi vermişlerdi. Son olarak Almanya'da iktidara veda eden yeşillerin en tanınmış simalarından Yoşka Fişer de "yorgun"luğunu bahane ederek siyasetten ayrılacağının işaretini verdi.

Peki yeşillerin vedası, çevre yanlısı politikalara gölge düşürecek mi? Bu kadar karamsar olmaya belki de gerek yok. Zira rolünü lâyıkıyla yerine getiren bir muhalefet partisi, iktidarı zorlayabilir. Hatta kimi çevreler, özellikle Alman Birlik90/Yeşiller partisinin aslında Şröder'in SPD'si ile iyi geçinemediğini, muhalefette daha gür sesle politika yapabileceğini öngörüyor. Hem, kabineden çekilmiş olsalar bile aslında oy oranları da hemen hemen aynı kaldı yeşillerin (sadece binde 4'lük bir düşüş söz konusu). Bu husus önemli zira sürprizli bir siyasi zeminde sağ partilerle koalisyona asla sıcak bakmayacak yeşiller (en azından parti tabanı olarak), olası iktidara oynayan herhangi bir sol partinin görmemezlikten gelemeyeceği kadar güçlü bir koz elde etmiş oluyorlar. Bu da merkez sola hitap eden partileri yeşillere bağımlı hâle getirecek.
Çevre politikalarının ikinci plana atılacağına kuşku yok. Hem de küresel iklim değişikliği denen kendi yarattığımız canavarın elindeki bıçağın, kemiğimize dayandığı bir dönemde... Ama gittikçe bilinçelenen bir kamuoyunun yaratacağı baskı, liberal hükümetleri de çevre konusunda adımlarını dikkatli atmaya zorlayacak gibi görünüyor. Çünkü ulusal parlamentolarda ya da Avrupa Birliği'nin yürütme organlarında yeşil siyasetçiler olmasa bile, demokrasi kavramını -görece- özümsemiş toplumlarda, özellikle çevre konusunda halka karşın adım atmak da cahil cesareti olsa gerek. Sonuçta daha çok kâr ve üretim fazlası uğruna direnme noktasını çoktan geçmiş dünya bir kara deliğe yuvarlandığında, kaderimize hep birlikte boyun bükeceğiz.
Bitmedi. 9 Nisan 2006'da İtalya'da, bir sonraki yıl Fransa'da genel seçimler var. Yani yeşiller için mücadele bitmedi. Belki de nekâhat dönemlerinde iktidarı akıllıca zorlayan yeşiller, yakın gelecekte daha etkin manevra şansına sahip olurlar, kim bilir? Peki tabansız parti cenneti Türkiye'de yeşil partiye yeri var mı sol yelpazenin?
Yasin Kokarca
İlgili başka yazı bulunamadı.


