Kanlı bir sarışınla Şangay trenindeyim
Burak Çatlı
'Ay burayı da hep mühendisler sarmış, insan sosyal konuları konuşacak adam bulamıyor' dedi, siyah küt saçlı, zeytin gözlü hatun kişi. 'Hanımefendi biz o işten sadece ekmek paramızı kazanıyoruz, buyrun, sosyal konuları da konuşabiliriz pekala' dedim kendisine, 'Hem ÖSS geçeli çok oluyor, bitti artık o sayısalcı sözelci ayrımı.' Gözlerini kırpıştırdı.
'takma kirpiklerinde hülyalı dumanlar'
Yazmayı sevenlerle, yazarlar arasındaki fark işte burda ortaya çıkıyor (Aynı ayrımı, hepimizin sağlığı açısından, şiirle ilgilenenlere de öneririm). Yazarlar refleks gibi, sanki hergün kolunu burnunu kaşıdığı gibi, küt diye yazabiliyorlar. Oysa yazmayı sevenler için bu durum geçerli değil. Editör yazı isteyince öylece kalınabiliyor. Tamam, benim bu hafta başka yazım yoktu diye hak aranabilir ama, bunun gazeteye faydası yok.
'yabancılar lejyonu'nda fransız teğmeniyim'
Yazmayı sevenler için yazının önce zihinde oluşması gerekiyor. O konuda yazmak için şiddetli bir tutku gerekiyor. Yazmasa biliyor ki dünya bozulmayacak. Zaten yazmanın kendisi tıpkı eğitimcilik gibi "enayice" bir eylem. Kimse okumuyor. Okuyan anlamıyor. Anladığını sanan ilk söyleşinizde gider burcunuzu sorar. Yazmayı sevenlerde ise böyle bir durum hiç yok. Yani kitle, söyleşi falan. O yüzden tutku şart.
'belki harp divanından idamım çıkar'
Gel gör ki, adına editör denilen canlı alt kümesi, bu tür mazeretlerden anlamayacak kadar acımasız. "Tutkulu olunacak, ol!" deyince, yazının çıkacağını sanan garip bir canlı kolonisi bunlar. Hal böyle olunca yazmaktan başka çare kalmıyor. Ne zaman yazılabilir? Genelde yazının teslimi gereken zamandan iki saat sonrası en verimli zamanlardır. Ol zaman, artık vücut inanır ki, herşeyin sonu gelmiştir. "Cümle aleme kepaze olacaksın" düşüncesi bütün vücudu sarar. Bir hayatta kalma duygusuyla, klavyeye saldırılır. İyi yazıyı tetikleyen hormonun adrenalin olduğu konusunda ciddi argümanlarım var.
'bitmiyor nedense başlayan hiçbir film'
Bir de tabi yoğunlaşma lazım. Bir solukta çıkmalı ki doğal olsun. Makyaj sonra. Tabi bu arada inek bir arakadaşınız gelip "bak internetten Pamela Anderson resmi buldum", ya da "Fener'in maçı ne oldu?" gibi sorular sorabilir. Sessiz kalmak, "o artık yaşlandı, ben masum halini seviyordum", "eşeğin ayağı oldu" gibi yanıtlar böyle durumlarda kurtarıcıdır. Juliet Binoche için henüz bir reçetem yok.

Pamela Anderson - böğğk!
Juliet Binoche 
'ne yapsam içimde o eski sinemalar'
Aziz Nesin'in nasıl yazıyormuşum diye bir yazısı vardı. Kendisine okurları soruyormuş nasıl yazıyorsun diye. O da ince ince dalga geçiyordu. İşte rüzgar şöyle esmeli, böyle bir müzik çalmalı, ışık doğudan 37 derece ile gelmeli diye. Sonunda da yok böyle birşey ben her şartta, her yerde yazarım demişti. Aziz Nesin yazardı. Yazmayı sevenlerin böyle bir durumu yok ki. Yazmak çok zor.
'galiba tahtabacak korsan gemisindeyim'
Bir keresinde Ergün Gündüz-İlhan Ertem-Galip Tekin bir çizgi-roman dergisi çıkardı. Bu dergiler genelde batar. Bu da battı. Fakat derginin ilk sayısında İlban Ertem çok uzun bir roman yayınladı. İlban Ertem büyük ustadır. Ben demesem de ustadır. Desem de. Neyse ben çok mutlu oldum. Vicdan?ın, üniversiteli Mahmut'un yaratıcısı, en güzel İstanbul Vapuru ve Taksim Meydanı karikatürü çizicisinden böyle bir roman okumaktan. Lakin ikinci sayı bir de ne göreyim. Hepi topu bir ya da iki sayfa. çizecek birşey çıkmadı diyor. Kendimi aldatılmış hissetim. Kızdım. Oysa ne kadar dürüstçe. Şimdi anlıyorum.
'prensesler cariyem akdeniz bana dar'
İlhan Selçuk hergün yazar. Bazen bunu 3 ay önce de yazmıştı, bazen de bunu niye yazmış ki diye düşünürüm. Şimdi anlıyorum. Bir de yazmanın avantajı var. Sabah 5'de bulsanız konuyu, 6'ya kadar yazıp baskıya yetiştirirsiniz. çizerlik öyle mi? Konuyu buldunuz. Durum hala 0-0. önce öykü maketi yap. Sonra kurşunkalem eskiz. Sonra çinile. Renklendir. Sonra inek arkadaşınız (aynı arkadaş değil) gelip ya çini mürekkebini ya da çayını çizime döksün. Baştan! çizerlik zor iş zor. çizmeyi sevmek daha da zor.
'günlerdir teksas'ta eşkıya izindeyim'
Yazı bittikten sonra tabi ki o haliyle e-posta programından, gönder tuşuyla yollanamaz. Yazının genel havasının incelenmesi, akıcılığının sağlanması lazım. Yazım yanlışlarının düzeltimesi (yanlızların yalnız yapılması) lazım. Uzun cümleler olur, kör makasla mukkavva kesme hissi veren, onların bölünmesi lazım. Beylik anlatımlar olur; onları temizlemek lazım. Sentetik cümlelerin (anne dün 5.6 şiddetinde bir depremle sallandık) ve dublaj Türkçesi?nin temizlenmesi lazım. Kaçar arada bir bazı şeyler ama onlar günah değil. Bilgi veriliyorsa, gidip kaynaktan o bilginin kontrolü lazım. Fakat herşeyden önce : Konu lazım konu!
'hızlı tabanca çeken üstüme kim var'
Bu siyah küt saçlı, zeytin gözlü hatun kişi hala bakıyor gülümseyerek. "Buyrun hanımefendi" diyorum, "sosyal konulardan konuşalım". Belki yazacak bir şey çıkar!
'tarzan zor durumda yetişmeliyim'
Gelecek yazıya dek sevdiğiniz eski pop şarkıların, yeni zıpırlar tarafından söylenip, "cover" yapılmaması dileğiyle...
'ne yapsam içimde o eski sinemalar'
İlgili başka yazı bulunamadı.


