Babalar kızlarını rasyonel oğlanlara veriyorlar
1960 ihtilali sonrası, kaynağı nedir bilinmez, bir Türk Otomobili yapma sevdası doğuyor. Bu iş için de uygun yer olarak Eskişehir Cer Atölyesi seçiliyor1,2. Eskişehir Cer Atölyesi'nin çok parlak bir mazisi var. O Eskişehir Cer Atölyesi ki, Kurtuluş Savaşı?nda, Eskişehir'in işgalinden sonra, atölyesini Anadolu'nun içlerine taşıyarak, hiç de uzman olmadığı bir konuda, top kaması üretiminde hayati bir hizmet vermiş. Böylece ordu, ağır silahlardan yoksun kalmamış. Ondan sonra da yaptıkları dillere destan. İşte bu nedenle, ilk yerli otomobil Eskişehir Cer Atölyesi'ne sipariş ediliyor.
Siparişin zaman sınırlaması da var. İş, 29 Ekim kutlamalarına yetişecek. Lider ruhlu bir başmühendis, 20 küsür kişilik mühendis ekibini toplayıp, uzun bir toplantı yapıyor. Sipariş çok ağır, motorundan, kapı koluna kadar -neredeyse- tamamen yerli bir Türk otomobili yapılacak, hem de ilk kez. Üstelik de 4 aylık bir sürede. Uzun tartışmalardan sonra, baş mühendis ayağa kalkıp toplantıyı şöyle bitiriyor: ?Biz bu işi yaparız arkadaşlar?. Hemen o gün kapıya şöyle bir yazı asıp çalışmaya başlıyorlar: ?129 gün kaldı?.
Bu anlayış çok önemli: Dünyanın herhangi bir yerinde bu iş yapılmışsa ve eğer biz de mühendissek, biz bu işi yapabiliriz. Bu anlayış, her türlü ?feasilibity report?un, ?executive summary?nin, ?design review meeting?in ötesinde bir şey. Bu raporlar, özetler, değerlendirme toplantıları tersini söyleyebilir.

Devrim-1 ve Devrim-2
Devam edelim. 28 Ekim gününe kadar 3 tane otomobil prototip üretiliyor. Bunlar Devrim-1,2 ve 3 olarak adlandırılıyor. Devrim-1 tamamıyla bitmiş durumda, Devrim-2 de bitmiş ama boyasının yapılması, kapıkolu, ayna gibi parçalarının takılması gerekiyor. Devrim-1 ve 2 Eskişehir?den trene bindiriliyor. Ertesi gün Cumhurbaşkanı, Meclis?in önünden Devrim?e binerek, hipodroma girecek, halkı selamlayacak. O günlerde, buharlı trenler çalıştığından, bir kıvılcımla yangın çıkması olasılığı düşünülerek, otomobiller trene yüklenmeden önce, içlerine çok az benzin konuyor. Ankara?ya inilince en yakın yerden benzin alınacak ve yola devam edilecek. Plan bu olmasına rağmen, Ankara?ya inildiğinde bu plan uygulanamıyor. İşgüzar bir bürokrat, ?Cumhurbaşkanı?nı Meclis önünde bekletemeyiz? diyor, mühendislerin tüm itirazlarına rağmen, Devrim-1 ve 2, yakıt alınmadan Meclis önüne götürülüyor. Cumhurbaşkanı Devrim-1?e biniyor. Kısa bir mesafe gittikten sonra, araba duruyor: nedeni basit, çünkü benzini yok. Homurtular arasında, aynası, kapıkolu trende takılan Devrim-2?ye geçiliyor ve Devrim-2?yle hipodroma girilip halk selamlanıyor. Ertesi gün gazeteler bu olayı çok acımasızca ve araştırmaksızın haber yapıyor: ?100 metre gidip bozuldu?. Ayrıca bu işe ayrılan paranın boşa gittiği yönünde yorumlar yapılıyor. Halk arasında olan biten alay konusu oluyor. O günden sonra devletten Devrim projesi ile ilgili maddi ve idari bir destek gelmiyor ve proje kapanıyor.
Gördünüz mü yaptıklarını? Eskişehir Cer Atölyesi?nin onca inancına, emeğine ve özverisine rağmen nasıl geldi işin sonu. Sadece bu örnekte mi böyle son? Bulutsuzluk Özlemi?nin ?Hezarfen Ahmet Çelebi?nin Şarkısı?na bakın: Ben bu Galata Kulesi?nden uçarım diyen Hezarfen?e ne oldu? Ya da Dünya Haritası?nı çizen Piri Reis?e. Şarkıda ?düşündükçe içim sızlar? diyor, ben de şu anda daha güzel bir söyleyişle ifade edebilecek durumda değilim, çünkü ben de aynısını hissediyorum.
Büyük işlere soyunanlar, bu tür sonuçları da göze almalılar. Çünkü büyük işlere, genellikle çoğunluk inanmıyor. Üstelik bu inançsızlığının doğru çıktığını görmek için sebepsiz yere karşı tarafta saf tutuyor. Bilimsel/deneysel çalışma kültürü yoksunluğu da çoğu zaman yanılmaya/aksiliğe olan tahammül payını sıfıra indiriyor. O yüzdendir ki iyi niyet, özveri, sıkı çalışma sonuca,ürüne dönüşmeyebiliyor. O yüzdendir ki, Cüneyt Arkın film boyunca tüm gözüpekliğine, çalışkanlığına ve dürüstlüğüne rağmen filmin sonunda sevdiğine kavuşamayabiliyor. Nedeni çok açık, çünkü babalar kızlarını rasyonel oğlanlara veriyorlar, maceracılara değil: Türkler de otomobil mi yaparmış?!
Böyle maceracı, vefakat bir yuva kurmaya muktedir olamamış bedbaht Cüneyt Arkınları da Ahmet İnam?ın bir sözü ile selamlayarak bitiriyorum : ?Bazıları uçacaklar ki, yürüyenler nereye gidildiğini görsün?
Gelecek haftaya kadar ?sentetik diyalog metinli? Türk TV dizisine maruz kalmamanız dileğiyle...
Kaynaklar:
[1] 75 Yılda Çarklardan Chiplere, Tarih Vakfı Yayınları , ?Devrim?in Gerçek Hikayesi ? Aydın Engin?
[2] http://www.tulomsas.com.tr/1961.htm
Burak?ın notu: Aydın Engin?in yazısı ile Karoseri Grubundan Y. Mühendis SALİH KAYA SAĞIN?ın web?deki yazısı arasında küçük uyuşmazlıklar var. Ben yazıda Aydın Engin?in yazısını referans aldım.
İlgili başka yazı bulunamadı.


