Baba­lar kız­la­rını ras­yo­nel oğlan­lara veriyorlar

17 Ekim 2005, Pazartesi
Yazan: Burak Çatlı

1960 ihti­lali son­rası, kay­nağı nedir bilin­mez, bir Türk Oto­mo­bili yapma sev­dası doğu­yor. Bu iş için de uygun yer ola­rak Eski­şe­hir Cer Atöl­yesi seçiliyor1,2. Eski­şe­hir Cer Atölyesi'nin çok par­lak bir mazisi var. O Eski­şe­hir Cer Atöl­yesi ki, Kur­tu­luş Savaşı?nda, Eskişehir'in işga­lin­den sonra, atöl­ye­sini Anadolu'nun içle­rine taşı­ya­rak, hiç de uzman olma­dığı bir konuda, top kaması üreti­minde hayati bir hiz­met ver­miş. Böy­lece ordu, ağır silah­lar­dan yok­sun kal­ma­mış. Ondan sonra da yap­tık­ları dil­lere des­tan. İşte bu nedenle, ilk yerli oto­mo­bil Eski­şe­hir Cer Atölyesi'ne sipa­riş ediliyor.

Sipa­ri­şin zaman sınır­la­ması da var. İş, 29 Ekim kut­la­ma­la­rına yeti­şecek. Lider ruhlu bir baş­mü­hen­dis, 20 küsür kişi­lik mühen­dis eki­bini top­la­yıp, uzun bir top­lantı yapı­yor. Sipa­riş çok ağır, moto­run­dan, kapı koluna kadar -neredeyse- tama­men yerli bir Türk oto­mo­bili yapı­la­cak, hem de ilk kez. Üste­lik de 4 aylık bir sürede. Uzun tar­tış­ma­lar­dan sonra, baş mühen­dis ayağa kal­kıp top­lan­tıyı şöyle biti­ri­yor: ?Biz bu işi yapa­rız arka­daş­lar?. Hemen o gün kapıya şöyle bir yazı asıp çalış­maya baş­lı­yor­lar: ?129 gün kaldı?.

Bu anla­yış çok önemli: Dün­ya­nın her­hangi bir yerinde bu iş yapıl­mışsa ve eğer biz de mühen­dis­sek, biz bu işi yapa­bi­li­riz. Bu anla­yış, her türlü ?feasi­li­bity report?un, ?exe­cu­tive summary?nin, ?design review meeting?in ötesinde bir şey. Bu rapor­lar, özet­ler, değer­len­dirme top­lan­tı­ları ter­sini söyleyebilir.


Devrim-1 ve Devrim-2

Devam ede­lim. 28 Ekim gününe kadar 3 tane oto­mo­bil pro­to­tip üreti­li­yor. Bun­lar Devrim-1,2 ve 3 ola­rak adlan­dı­rı­lı­yor. Devrim-1 tama­mıyla bit­miş durumda, Devrim-2 de bit­miş ama boya­sı­nın yapıl­ması, kapı­kolu, ayna gibi par­ça­la­rı­nın takıl­ması gere­ki­yor. Devrim-1 ve 2 Eskişehir?den trene bin­di­ri­li­yor. Ertesi gün Cum­hur­baş­kanı, Meclis?in önün­den Devrim?e bine­rek, hipod­roma girecek, halkı selam­la­ya­cak. O gün­lerde, buharlı tren­ler çalış­tı­ğın­dan, bir kıvıl­cımla yan­gın çıkması ola­sı­lığı düşü­nü­le­rek, oto­mo­bil­ler trene yük­len­me­den önce, içle­rine çok az ben­zin konu­yor. Ankara?ya ini­lince en yakın yer­den ben­zin alı­na­cak ve yola devam edi­lecek. Plan bu olma­sına rağ­men, Ankara?ya inil­di­ğinde bu plan uygu­la­na­mı­yor. İşgüzar bir bürok­rat, ?Cumhurbaşkanı?nı Mec­lis önünde bek­le­te­me­yiz? diyor, mühen­dis­le­rin tüm iti­raz­la­rına rağ­men, Devrim-1 ve 2, yakıt alın­ma­dan Mec­lis önüne götü­rü­lü­yor. Cum­hur­baş­kanı Devrim-1?e bini­yor. Kısa bir mesafe git­tik­ten sonra, araba duru­yor: nedeni basit, çünkü ben­zini yok. Homur­tu­lar ara­sında, aynası, kapı­kolu trende takı­lan Devrim-2?ye geçi­li­yor ve Devrim-2?yle hipod­roma giri­lip halk selam­la­nı­yor. Ertesi gün gaze­te­ler bu olayı çok acı­ma­sızca ve araş­tır­mak­sı­zın haber yapı­yor: ?100 metre gidip bozuldu?. Ayrıca bu işe ayrı­lan para­nın boşa git­tiği yönünde yorum­lar yapı­lı­yor. Halk ara­sında olan biten alay konusu olu­yor. O gün­den sonra dev­let­ten Dev­rim pro­jesi ile ilgili maddi ve idari bir des­tek gel­mi­yor ve proje kapanıyor.

Gör­dü­nüz mü yap­tık­la­rını? Eski­şe­hir Cer Atölyesi?nin onca inan­cına, eme­ğine ve özve­ri­sine rağ­men nasıl geldi işin sonu. Sadece bu örnekte mi böyle son? Bulut­suz­luk Özlemi?nin ?Hezar­fen Ahmet Çelebi?nin Şarkısı?na bakın: Ben bu Galata Kulesi?nden uça­rım diyen Hezarfen?e ne oldu? Ya da Dünya Haritası?nı çizen Piri Reis?e. Şarkıda ?düşün­dükçe içim sız­lar? diyor, ben de şu anda daha güzel bir söy­le­yişle ifade ede­bi­lecek durumda deği­lim, çünkü ben de aynı­sını hissediyorum.

Büyük işlere soyu­nan­lar, bu tür sonuç­ları da göze alma­lı­lar. Çünkü büyük işlere, genel­likle çoğun­luk inan­mı­yor. Üste­lik bu inanç­sız­lı­ğı­nın doğru çıktı­ğını gör­mek için sebep­siz yere karşı tarafta saf tutu­yor. Bilimsel/deneysel çalışma kül­türü yok­sun­luğu da çoğu zaman yanılmaya/aksiliğe olan taham­mül payını sıfıra indi­ri­yor. O yüz­den­dir ki iyi niyet, özveri, sıkı çalışma sonuca,ürüne dönüş­me­ye­bi­li­yor. O yüz­den­dir ki, Cüneyt Arkın film boyunca tüm gözü­pek­li­ğine, çalış­kan­lı­ğına ve dürüst­lü­ğüne rağ­men fil­min sonunda sev­di­ğine kavu­şa­ma­ya­bi­li­yor. Nedeni çok açık, çünkü baba­lar kız­la­rını ras­yo­nel oğlan­lara veri­yor­lar, mace­ra­cı­lara değil: Türk­ler de oto­mo­bil mi yaparmış?!

Böyle mace­racı, vefa­kat bir yuva kur­maya muk­te­dir ola­ma­mış bed­baht Cüneyt Arkın­ları da Ahmet İnam?ın bir sözü ile selam­la­ya­rak biti­ri­yo­rum : ?Bazı­ları uça­cak­lar ki, yürü­yen­ler nereye gidil­di­ğini görsün?

Gelecek haf­taya kadar ?sen­te­tik diya­log metinli? Türk TV dizi­sine maruz kal­ma­ma­nız dileğiyle...

Kay­nak­lar:

[1] 75 Yılda Çark­lar­dan Chip­lere, Tarih Vakfı Yayın­ları , ?Devrim?in Ger­çek Hika­yesi ? Aydın Engin?
[2] http://www.tulomsas.com.tr/1961.htm

Burak?ın notu: Aydın Engin?in yazısı ile Karo­seri Gru­bun­dan Y. Mühen­dis SALİH KAYA SAĞIN?ın web?deki yazısı ara­sında küçük uyuş­maz­lık­lar var. Ben yazıda Aydın Engin?in yazı­sını refe­rans aldım.

  • Print
  • RSS
  • PDF
  • Facebook
  • Twitter
  • Digg
  • Google Bookmarks
  • Live
  • MSN Reporter
  • del.icio.us
  • LinkedIn
  • NewsVine
  • Technorati
  • Reddit
  • FriendFeed
  • ThisNext
  • Mixx
  • MySpace
  • Yahoo! Buzz
  • Tumblr
  • Slashdot
  • Identi.ca
  • HackerNews
  • Netvouz
  • StumbleUpon

İlgili başka yazı bulunamadı.

Etiketler: , , , , , ,

Yorum yazın

Asgari Ücret 577 TL
Açlık Sınırı 843 TL
Yok­sul­luk Sınırı 2.746 TL
Milli Gelir (Kişi Başı)
13920$ (DB 2008)
BM İnsani Geliş­miş­lik Sırası
79 (UN HDR 2009)
Kadın Mil­let­ve­kili Oranı
%9,09 (2007)
Bebek Ölüm­leri Oranı
%2,578 (CIA, 2009)
İşsiz­lik Oranı
%14,5 (Ocak 2010)

SÜREKLİ GÜNDEM

tr_kanAkarDevletBakar