Reklamlar
Tarihte Bugün / 2004-03-30
Reklamlar konusunda ne düşündüğümü çoğunuz bilir. Efendim bir ürünü almayacağınız varsa da almaya ikna ederler sizi, ihtiyacınız olup olmadığı değil, ürünün ne kadar sattığı önemlidir üreticiler için. Biz 'tüketici' addedilen nâçârlar ise tükettikçe tüketir, tüketmek için bile tüketiriz. Misal, meşrubat tüketmek için bardak satın alırız, ya da bardak mı aldık? Kullanmak için su alırız. Şarap alanları da biliyorum, adı bende saklı. Sigara tüketmek için sigara filtresi alırız bir de.
Tüketici alışkanlıklarından üretici alışkanlıklarına dönelim dilerseniz. Efendim bu kendini bilmez üretici kesimi, mallarını satabilmek, satışlarını artırmak üzere reklam denen meşru hileye başvururlar. Bazı firmalar kendi bünyelerinde reklam departmanları kurmuş olup, ürünlerinin tanıtımını bu ekibe yaptırırlar. Kimi firmalar ise -ki bunlar çoğunlukla büyük ölçekli, çok ortaklı, mümkünse ihracat yapabilen, tekel ya da yarı tekelleşmiş, moda ifadesi ile 'markalaşmış' firmalardır. Bizzat reklam 'üretmek' üzere kurulmuş firmalara havale ederler cilâlama işini: Evet reklam ajansları...
Efendim reklam ajanslari memlekette ne kadar ağzi laf yapan, aklı tıkır tıkır çalışan, zehir zemberek zekâlı, süper iletken beyin varsa bünyelerinde toplayarak, böyle beyin fırtınası tâbir edilen firtinalar koparir, 'yağmur bile yağdırırlar'. Reklam ajanslarında nice senaryo yazarları, edebiyatçi, gazeteci, müzisyen, dilbilimci, ve de ne mühendisler ne doktorlar istihdam edilmektedir de evelallah hepsinden haberimiz vardır. Bu reklam ajansları potansiyel müşterinin ilgisini çekebilmek için türlü taklalar atmakta, şirinlik muskası işlere bulaşmakta, değil 7'den 70'e, doğumdan önce annesinden başlayıp doğumdan sonra sizi gömecek yakınlarınıza kadar herkese hitap etmekte, beşikten mezara bizi sarıp sarmalamaktadırlar. Diyeceksiniz ki "Efendi, efendi senin ettiğin de laf mı? Serbest piyasa ekonomisi uygulayan bir ülkede yaşıyorsun, ne bekliyordun?" Haklısınız. Zira bencileyin ılımlı radikalleri bir nevi susturmak üzere 'reklam özdenetim kurulu' türevinden icâtları 'piyasaya sürmüşler', onun bile reklamını yapmaktan geri durmamışlardır. Lâkin meslek hânesinde 'reklamcı' yazan bu kişiler dizginlerinden boşalmış yokuş aşağı koşarcasına yeni 'alanları doldurmaya' devam etmekte, biz reklama maruz bırakılanları iyice aptal yerine koymaktadırlar.
İzleyenler bilir, şiveps'in hayvanatlı reklamında güzel tüylü, bakımlı bir kaplan, davet edildiği partide, güneşin tadını çıkaran ev sahibi timsaha sitem etmekte, 'hani barbekü?' diye sızlanmaktadır. Eh be raklamcı arkadaşım, orada maymun var, zürafa var, oldu mu barbekü şimdi? Hadi timsahı, kaplanı anladım da zürafanın barbeküde ne işi var? Hiç mi içi sızlamaz bu insafsızın yüreciği? O mangalda pişen et benzeri şey, protein katkılı soya fasulyesi mi?
Yok, ben anladım. Bu reklam demek istiyor ki, etçili olsun, otçulu olsun tüm hayvanlar, mangaldaki 'üçüncü bir tür' olunca bir olur, barbekü partisine sökün eder, üzerine de şiveps höpürdetirler.
Barbeküde pişen, -reklamcının eliyle servis edilmiş- insan beyni olsa gerek...
İlgili başka yazı bulunamadı.


